6 Temmuz 2018 Cuma

ÜNİVERSİTELER, GİRİŞİMCİ YETİŞTİRİRLER Mİ?




Üniversiteler, girişimci yetiştirmezler. Buna mecbur da değillerdir. Fakat ne yazık ki bir çok kişi, üniversitelerden bunu bekler.

Ben, girişimci bir çok genç görüyorum; okul programıyla kendi girişimleri arasında sıkışıp kalmış durumdalar. Derslere giren hocaların pek azı girişimcidirler, hatta hiç bir girişimci yoktur. Çünkü seçimlerini yapmışlardır ve akademik kariyer yapmaktadırlar. Fakat sebep ne olursa olsun, girişimcilikle ilgisi olmayan bir insan, size girişimcilik adına ne verebilir ki?

Üniversitedeki bir hocanın, gençleri satış sektörüne teşvik ettiklerini düşünebiliyor musunuz? Üniversite öğrencisiyseniz, gidin hocanıza şu soruyu sorun: “Ben satış sektörünü öğrenmek istiyorum ve yarın simitçilikten başlayacağım” bakalım tepkileri ne olacak?

“Bir akademisyen için insanların ayağına gidip de bir şey satmak iticidir. “Öyle de olması gerekir” diyeceğim onu da diyemiyorum. Çünkü bir bilim adamı da elindeki proje için destek veya sponsor aramak zorunda kalabilir. Ama ben satış sektöründe birer yıldız olabilecek çocukların memur olmaya teşvik edildiklerini, maaşın en büyük garanti olduğu fikrine inanmaya davet edildiklerini çok gördüm. Bu bana üzüntü de vermiştir. Memur olmak, maaşlı çalışan olmak kötü müdür? Elbette hayır. Ama Kendisi iş kurup binlerce insana istihdam alanı açabilecek birisini maaşın getirdiği rahatlık tuzağına itmek ne derece mantıklıdır bilmiyorum.

Üniversitelerin girişimciler yetiştirebileceklerine inanmadım, inanmıyorum. Üniversitelere bir sürü konuşmacı gelir, bir şeyler anlatırlar. Bunların çoğu sokaklardan yetişmiş, kapıdan satış yapmış veya bir şekilde sıkıntı çekmiş insanlardır. Öğrenciler, bunların arasından en deneyimli olanları değil, en ünlü olanları dinlemeye giderler ve girişimci olmakla “girişken” olmayı karıştırırlar. Her gün birkaç şirkete CV göndermenin “girişimcilik” olduğunu sanırlar. Aileden girişimci değillerse, üniversitede de o ruhu kazanamazlar.

Robert Kiyosaki gibi bir şirkete girip satışı veya başka bir alanı öğrenme amacı da güderler. Ama çoğu girdiği şirkete kapılanır ve br süre sonra maaşları, kesintileri hesaplar hale gelirler, KDV zarfı vs doldururlar. Artık masalarını veya ofislerini bırakıp da iş kurmak iyice zor bir hale gelir. Patronları da ilkokul mezunu falansa bir yandan da ondan şikâyet ederler. “Şuna bak şuna ilkokul mezunu ne olacak beni anlamıyor” derler.

Benim yarım zamanlı çalıştığım işyerinin sahibi de bir üniversite mezunu değil. Fakat onu incelediğim zaman, üniversitede hocalık yapmış birisi olarak şunu farkına varıyorum: Onun verdiği kararları bir üniversite mezununun vermesi imkânsız. Bazen çılgınca denecek şeyler yapar. Şimdi daha iyi anlıyorum ki, bunları bir üniversite mezunu yapamaz, bu risklere giremez. Böyle bir eğitim almamış, donanmamıştır. Çünkü bu girişimci ruh birkaç kez iflas etmeden, başarısız olmadan gelmez. Ama bir üniversite öğrencisine verilen şudur: “Riske girme!”

Bugün çok uyanık olan insanların bir zamanlar, çok hata yaptıklarını ve belki de bir sürü para batırdıklarını, üniversite mezunlarına anlatamazsınız, çünkü anlamazlar, anlayamazlar. Bu sebepten patronların çoğu üniversite mezunu değillerdir. Güvenecek diplomaları olmadığından kendilerine güvenmek zorunda kalmışlardır ve büyük işler kurmuşlardır. Çaresizlik, onların kurtuluşu olmuştur. Bazen ilkokul mezunu bayanlara rastlıyorum; gururlarını ceplerine koymuş ve çevresindeki kadınlara takım çalışmasını ve dürüstçe para kazanmayı öğretmektedirler. Üniversite mezunlarının ancak on yıl sonra alabileceği parayı ve ailesine ayırabileceği kat kat fazla zamanı kazandıklarını görüyorum. Sebep nedir? Güvenecekleri bir diplomaları olmaması!

Bugün üniversite mezunları da çaresizdir ama gururlarıyla ve diplomalarıyla “kapağı atacak” bir ofis aramaktan kendi yeteneklerini farkına varamazlar. Ben bir adamla tanışmıştım. Kapanmakta olan bir bankanın şubesini başka bir bankaya satmayı başaracak kadar becerikliydi. Ama kendi işine insanları davet etmek fikri ona korkunç geliyordu. Bence sebep açıktı: Üniversite mezunuydu, banka müdürüydü ve bunun ona verdiği gereksiz bir gurur vardı. Hayatımda gördüğüm en ilginç örneklerden biriydi.

Herkes, girişimci olmayacak elbette. Türkiye’de ara eleman da gerekli. Vatana hizmet etmenin tek yolu girişimci olmak da değil; işini seven memurlara, bürokratlara veya işçilere de ihtiyaç var. Benim vurgulamak istediğim gençlere bu konuda eğitim verilmesi ve gerçekten girişimci ruh taşıyan insanların ara eleman olma sürecini yaşamakla birlikte büyük düşünmeye teşvik edilmeleri. Ama gerekli bedeli ödemeyen insanların da “ben girişimci olacağım” diye de ortada dolaşması da bana ters geliyor. Kimin girişimci kimin “girişken” olduğunun net bir şekilde tanımlanması da ayrıca bir isteğim.

Sanırım bugünün Türkiye’sinde çok şey istiyorum.
----------
www.savassenel.com
-----------
Konuyla ilgili film-kitap önerileri yapmak-almak ve yorumlarınız için:
savassenel@yahoo.com
MSN: savassenel@hotmail.com

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder