İstanbul etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
İstanbul etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

22 Mayıs 2010 Cumartesi

Taksi maceralarım ve taksi şoförlerinin çileleri



Taksi yolculuklarım-maceralarım

Benim ne ne ehliyetim var, ne de arabam! 2-3 araba alacak kadar masrafı kitaplar, filmler vs gibi şeylere yapmışımdır, ama ne ehliyetim ne de arabam oldu. Bunu bir meziyet gibi anlatmıyorum, bilesiniz! Futbolla da aram iyi değildir, "Kurtlar Vadisi" adlı diziyi seyretmeyi denedim. Bir filmi mesela Malkoşoğlu Cüneyt'i kendi gerçekliği içinde seyredebilir ve iyi zaman geirebilirim. Ama arkadaşı Polat Alemdar'ın sağkolu Memati'nin kapısında bekleyen koruma, kaşarlı tost almak için kantine gidince, ben de filmden koptum! Yani genel olarak kabul edilmiş olan "Taş fırın erkeği" profiline hiç mi hiç uymuyorum! Neyse gelelim konumuza: Ehliyetim olmayınca başkasının arabasını da ödünç alamıyorum. Hâl böyle olunca acil durumlarda bir taksiye "atlıyorum"; özellikle yol uzunsa ve keyfim yerindeyse şoförle sohbet etmeye başlıyorum.

Taksi şoförleri

Taksi şoförleri, "insan" denen canlının farklı yüzlerini görürler ve bunun ne denli yorucu bir şey olduğunu ben de bilirim. Konuştuğum çoğu taksi şoförü neşesi azalmış veya neşelenmeyi bir çabayla başaran kişilerdir. Bana göre onların hayatları daha çok yorgunluk ve hüzündür. Eskiden olanın tersine, bugün meslek erbabının devam ettiği, manevî olarak doldukları bir takim sohbet halkaları veya buna benzer çalışmalar da belki zayıf kaldığından, taksi şoförleri ihtiyaç duydukları ve hak ettikleri moral desteğinden de yoksundurlar.

Bir taksi şoförüyle konuşuruken, o bana acı dolu bir sesle bana şunu anlatmıştı: Bir gün arabasına aldığı birisinin bir dolandırıcı olduğunu ve köylüleri dolandırmış bulunduğunu öğrenmiş. Taksiye binen kişi, "nasılsa beni bir daha göremez veya bulamaz" diye bu taksi şoförüne "kahramanlıklarını" anlatmış. Zavallı taksi şoförü ise o günden beri bu bilginin ağırlığı altında eziliyormuş ve uykusuz geceler geçiriyormuş.

Farklı sürücüler: Taksilerde okumalar ve dinlemeler yaparak öğrenmek

Bu yorucu hayatı bir şekilde farklı hâle getirebilen sürücülere de rastladım. Bir keresinde park etmiş taksiye binmek istedim ve o sırada sürücünün kitap okumakta olduğunu gördüm. Sonradan öğrendiğime göre, müşteri beklerken dünya klasiklerini okurmuş. Yine Almanya'da bir taksiye indiğimizde sürücünün yanındaki koltukta Farsça kitaplar gördüm ve bunların neler olduklarını sorunca edebiyat kitapları olduklarını öğrendim. Onlardan birisi ise Hazreti Mevlana'nın Mesnevî'siymiş. Araba sürerken okuyamayacağı için, ezberinde Mesnevîden hiç dize olup-olmadığını sordum. O da İngilizce olarak bana: "Farsça biliyor musunuz" diye sordu. Ben de bunun üzerine Farsça bilmediğimi, ama o dili çok sevdiğimi ve az-çok Mesnevi'yi tanıdığımı söyledim. O da ezberindeki dizeleri okumaya başladı ve ben de onu dinlerken, Farsça ile Türkçe'de bulunan çok sayıda kelime olduğundan hemen "Mohkem" "Mohteşem" gibi kelimelerle neşemi ifade ettim. Derken Berlin Tegel havaalanına ulaştık ve bana da bu güzel hatıra kaldı.

Bir başka gün binmiş olduğum takside, şoför belli radyo programlarını düzenli olarak takip ettiğini söylemişti; böylece farklı konularda ve genel anlamda kültürünün arttığını söylemişti. Bir başka sürücü de TRT radyolarınan birisinde yayınlanan bir programda okunan "Küçük Ağa" adlı romanı dinliyordu. Her gün, aynı saatte yarım saat kadar bu romandan bölümler okunuyormuş.
Dünya küçük

Bir akşam uzak bir semtten taksiyle dönmek durumunda kalmıştım ve bir taksi durdurdum. Şoför bana üniversite öğrencisi olan yeğenini de evine götürmek istediğini söyledi. Ben de üniversiteli yeğenine incelik yapan bir dayıya katkım olsun diye, delikanlının da bizimle gelebileceğiniz söyledim. Buna izin vermeyip izin vermeyip başka bir taksiye binebilirdim, çünkü bulunduğumuz mevki, taksi bulmakta güçlük çekilen bir yer değildi. Ben reddetseydim, hem müşteri kaybedecekti hem de yeğenini götürmek için zaman ve yakıt harcayacaktı. Fakat bu taksi şoförü, benim yollarını o zamanlar bilmediğim o semtten getirirken, yolu uzattı. Ben o zaman o semtin güzerhâını pek bilmiyordum ve uzun bir yoldan gidiyor olduğumuzu hissetmiş olsam da, bir şey diyemedim. Üniversitede okumakta olan genç bir insanın yanında bir eğitimciye bu "tilkiliği" yapmıştı. Hatta benzin almak üzere benzin istasyonunda durduğumuzda, kendime bir şeyler alırken, onlara da bir şey isteyip-istemedikelrini sormuştum! Ve bugün de aynısını yaparım. Taksi şoförünün uzun yolu tercih etmiş olması da normal ücretten fazla bir para ödemem anlamına gelmişti. Veee günlerden bir gün aynı taksi şoförüne denk geldim ve onunla güzel bir konuşma yaptım!

Bir başka taksi şoförüne bunları anlattığımda, bu türden kişilerin sebepsiz yere para kaybettiklerini, çok sık kaza yaptıklarını ve bir şekilde huzursuz olduklarını anlatmış ve bu düşüncesini destekleyen örnekler vermişti.

Dürüst şoförler

Bozuk param olamdığı için laptopumu veya diğer eşyalarımı almadan taksiden çıktığım olmuştur. Hepsinde de şoförler, beni beklemişlerdir ve paralarını verip eşyalarımı almışımdır. Hatta bu tavrımı bir taksi şoförüne anlattığımda: "Aman ağabey, bunu yapmanizi tavsiye etmem, ne de olsa biz de insanız ve bizde de fırsatçılar var!" demişti. Nazik taksi şoförleri size gitmek istediğiniz hangi yoldan gitmek istediğinizi sorarlar, buna şaşırmayın. Çünkü bazen hızlı yol, masraflı olabiliyor. Haklı olarak, bu konuda sizin karar vermenizi istiyorlar. Nasıl olması gerektiğini söyleyin; yani masraflı da olsa, hızlı gitmek istiyorssanız, neyi seçtiğinizi bilin ve sonradan şoföre darılmayın.

Hırsızlar

Ama "bana sahte para verdiniz!" diyerek dikkatinizi dağıtıp size eksik para üstü veren taksi şoförüne de rastladım. Bir gün kızımızı acil servise götürmek için taksiye bindik. Hastaneye geldiğimizde, inerken, eşim bana 20 TL verdi ve ben de bu parayı taksi şoförüne ilettim. Taksi şoförü: "Bu para sahteye benziyor!" diye 20'lik banknotu bana geri verdi. Ben merakla paraya bakarken eşim ona başka bir 20 TL'lik banknot uzattı. Adam eşime 10 TL üstü verdi. eşim 20 TL vermiş olduğunu söyledi, adam da şaşkınlıkla "50 TL vermediniz 10 TL verdiniz" dedi. Çocuk hasta olduğu için hafif bir telaş içindeydim ve şaka yollu: "Yani şoför Bey bize şu klasik numarayı mı yapıyor?" dedim, şoför afalladı, gülümsedi ve biz arabadan indik. Araba uzaklaşırken eşim bana: "Evet o klasik numarayı yaptı ve fazladan 10 TL aldı" dedi. Zaten adam kendisini ele vermişti. Telaffuz ettiği "50 tl" kelimesi, sahte dediği 20 TL yerine daha büyük bir banknot olan "50 TL" beklediğini ortaya koymuştu. Fakat "30 TL" yerine sadece 10 TL'mizi çalabilmişti.

Bizden 10 TL çaldı; çoluk-çocuğuna harcadıysa "helal olsun, eşi veya yavruları haram lokma yemiş olmasınlar" diyorum. Gerisi Allah'ın bileceği iş.

Dikkat edilmesi gereken noktalar:

Taksi şoförlerini rahatsız eden şeyler:

Tek başınıza veya iki kişi taksiye binerken, çocuklar gibi öne, yani şoförün yanına oturmayın. Şoför için çok rahatsız edici bir şey. Bunu ben de anlamam! Neden arkada rahat rahat oturmak varken ön tarafa oturayım ki? Taksiye kalabalık bir şekilde bindinizse, o zaman durum başka!
Taksi sizin malınızmış gibi davranmayın; bir şey istiyorsanız, rica ederek söyleyin.

Gitmek istediğiniz yeri ve önceliğinizi tam olarak söyleyin; Yani ne pahasına olursa olsun kısa zamanda mı gitmek önemli, yoksa uzun bir güzergâhtan normal zamandan mı gitmek önemli? Bazen otobandan gitmek hızlı oluyor, ama taksimetre daha fazla yazabiliyor.

Beni rahatsız eden şeyler

Taksilerde para üstünün verilmemesi. Özellikle yanımdaki kişinin misafirim olduğunu görünce veya eşiniz dışında bir bayanla (iş arkadaşınız, öğrenciniz, akrabanız vs) birlikteyseniz, bunu yapıyorlar. Çünkü misafirinizin veya bir bayanın yanında birazcık para için konuşmayacağınızı biliyorlar.

Bazı taksi sürücüleri, yanınızdaki kişiyle sohbete daldıysanız, yolu uzatabiliyorlar. Çünkü siz sohbet ediyorsunuz ve hangi yoldan gittiğinizi farketmiyorsanız veya yanınızdaki kişi dolayısıyla 10-15 tl için tartışmayacağınızı düşünüyorlar.

Ailece taksiye bindiğimde taksi şoförlerinin sigara içmeleri. Yalnızken pek ses çıkarmam, zira tiryakileri anlayabiliyorum.

Pilavcının isyanı

Bir akşam İstanbul semtlerinin birisinde pilav yiyorum. Yakındaki taksi durağında sıra bekleyen taksi şoförlerinin tatsız konuşmalarını ve atışmalarını dinlemek zorunda kalıyordum. Pilavcıya: "Burası hep böyle mi?" diye sordum. O da: "Hiç sorma ağabey, bunların böyel konuşması yüzünden millet pilav yemek istedikleri hâlde burda durmuyor; iş yapamıyoruz" dedi. Düşünün: Yakındaki bir grup insan rahatsız edici bir şekilde konuşurken, siz orada durup yemek yer misiniz veya alış-veriş eder misiniz?

Taksi sürücülerine eğitim

Taksi şoförlerine çok ciddî bir manevî ve moral taksviyesi yapılması gerektiğine inanıyorum. İnsanlarla bu denli iç içe olmak, hiç de kolay olmayan, insanı yoran ve bazen tüketen bir deneyim olabiliyor. Onlarla geniş bir mecliste sohbet etmeyi ve hayatla ilgili sıkıntılarını öğrenmeyi ve ona göre taksilerini sürerken neleri dinleyip-moral kazanabileceklerini anlatmayı isterim. İnanıyorum ki bir İstanbul çocuğu olarak, onlarla çok ilginç sohbetler edeceğiz. Taksi şoförleriyle ilgil olarak başrollerini Tom Cruise, Jammie Foxx ve Jada Pinkett Smith'in paylaştığı "Collateral" adlı filmi öneririm: ,taksisine bilmeden bir kiralık katili alan kibar bir taksi şoförünün başına gelenler anlatılmaktadır. Ana olay etrafında dönen diğe rolaylar çok ilginç.

"Collateral-Rehin" adlı filmin linkine ulaşmak için bu satırları tıklayınız.
-----------------------

SAVAŞ ŞENEL KİTAPLARI

AZ ACILI VE KALICI İNGİLİZCE-YABANCI DİL ÖĞRENMEK İÇİN PÜF NOKTALARI
Kitabın Tanıtım Yazısı
Kitabın Facebook sayfası
Kitabı buradan satın alabilirsiniz: Kitapyurdu.com

(Kitabı İmzalı Edinmek İsterseniz Bize Yazınız: savassenel@gmail.com)

ÇAY SAATİ İÇİN HAFİF YAZILAR


(Kitabı İmzalı Edinmek İsterseniz Bize Yazınız: savassenel@gmail.com)




(Kitabı İmzalı Edinmek İsterseniz Bize Yazınız: savassenel@gmail.com)
-------------------

20 Mayıs 2010 Perşembe

Uzun bir aradan sonra kısa notlar!


Yazmak
Uzun zamandır yazmıyorum. Yazmak, sadece konu bulmakla ilgili bir şey değildir; bazen yazmanın yararsız ve anlamsız olduğu hissine kapılırsınız. Bir süre suskunluk içinde kalırsınız ve derken bir gün yeniden yazmaya başlarsınız. Bu sefer de böyle oldu... Gecenin üçünde balkonda yazma sefası planlıyordum, ama hava bana biraz serin geldi. Eskiden beri bilirim: Serin veya soğuk havaya yiğitlik yapmayacaksın! Ben de içerde kalıp-balkon kapısını açık tutarak "hafif serin" bir ortamda yazmaya başladım. Çünkü zihnimde ve kalbimde bayağı şey birikmişti ve "bizi yaz!" diye bağırıyorlardı!

Erkek olmak

Herkes, Türkiye’de kadın olmanın zorluklarından söz ediyor. Evet bence de kadın olmak zor; hem de çok zor. Peki bunun yanında erkek olmak nasıl bir şey? Hakikaten erkek olmak, yani aklı başında, dürüst ve çizgisini yitirmeyen birisi olmak, çok mu kolay? Bir “inşacı”; yani insanların zaaflarını giderip onları güçlendirmeyi hedeflemiş, bunun için insanları çok iyi tanıyan ve tanımak zorunda olan birisinizdir ve bunca "püf noktasını" kötüye değil iyiye kullanmak kolay mı? Fırsatçılığın uyanıklık sanıldığı bir dünyada, hazzı, geçici hevesleri kolayca ele geçirebilmenin ve insanları "manipüle" edebilmenin yollarını bilmek, ama bunları yapmaktan kaçınmak kolay mı? Karmaşık ticarî ve sosyal dünyada, geceleri başını yastığa koyduğunda için sızlamasın diye aynı meydan savaşlarını savaşlarını her gün kazanmak ve ertesi gün yeniden başlayacağını bilmek kolay mı? Kolay değil, hem de hiç kolay değil...


Değerleri temel almayan bir hayatın sizi değersizleştireceğini hep aklınızda tutmak, bunun etrafında okumak, dinlemek ve görmek, bir günlük çaba değil, her günkü çabadır. Peki böyle değil de, başka türlü yaşamak kolay mı? O hiç kolay değil. Böylesi bir hayatın, hele ki akıllı birisiyseniz, ne denli büyük bir acı getirdiğini düşünmek bile istemiyorum. En iyisi hakikaten “erkek” olmak ve “erkek” kalmaktır.Rahatsız edici şeyler okumak, dinlemek veya seyretmek istemiyorum
Beni rahatsız eden şeyleri okumayı, dinlemeyi veya seyretmeyi sevmiyorum. Olmak istediğim bir "Savaş" var ve her zaman hayatın içinde bulunan, ama beni ilgilendirmeyen ve ilgilendirmemesi gereken seçenekler var. Bazı seçenekleri göz ardı etmeniz ve onları hatırlatan şeyleri okumaktan, dinlemekten veya seyretmekten kaçınmanız akıllıca bir tavırdır. Sözgelimi “fast food” tüketmeyi sağlığınız için yararlı bulmuyorsunuz ve "fast food" gerçekten de yararlı da değil. O zaman Türkiye’de kaç kişinin fast food yediğiyle ilgilenir misiniz veya “herkes yiyor, ben neden yemiyorum?” der misiniz? Aynı bunun gibi, sadece bedeninizi değil, zihninizi veya kalbinizi kirleten şeyleri de okumayın, dinlemeyin ve seyretmeyin.

Sözgelimi, haksız kazanç elde etmeyi düşünmüyorsanız, kimlerin bunu yaptığıyla ilgilenmeyin veya bununla ilgili şeyleri dinlemeyin, okumayın ve seyretmeyin. Evet bunları gördüğünüzde, dinlediğinizde veya okuduğunuzda aklınıza gelen seçeneklerle iradeniz arasındaki savaşı kazanabilirsiniz ve kazanmak zorundasınızdır. Ama aynı savaşı her gün kazanmaya ne gerek var? Başka işleriniz veya başka savaşlarınız yok mu?

İnsanın İçerden parçalanması

Bir yerde okumuştum: İnsanın saklamakta en çok zorlandığı sırları, kendisinden başka hiç kimsenin bilmedikleriymiş. İnsan, ucu görünen sırları çok iyi saklayabilir, ama hiç kimsenin bilmediklerini anlatmak konusunda, gariptir ki, için için fırsat kollarmış. Evet, sır saklamak zordur, ama hiç kimsenin bilmediği sırları saklamak daha da zormuş. Hâlbuki, bu konuda düşündüğünüzde genellikle tersi bir durum akla gelir. Hele ki sakladığınız ve kimseciklerin bilmediği bu şeyler, yapmış veya yapmakta olduğunuz yanlışlarsa, sevdiğiniz ve değer verdiğiniz kişileri ilgilendiriyorlarsa, sanıyorum iş iyice zorlaşır ve içinizden parçalanırsınız. “En iyisi, geçmişte kalanları saklamak ve yeni yanlışlar da yapmamaktır” diye düşünüyorum. Yoksa içerden parçalanmanın şiddeti ve acısı artıkça artar ve insanı mahveder.

Herkes hata yapar, ama iki yüzlü bir hayatı ısrarla sürdürmek çok zordur ve fena acıtır!
Pencerelerden gelen sesler:
Pencerelerden neşe veya hüzün veren sesler duyarım. Çalışmakta olduğum şirketin karşısında enstrüman kursu var ve öğrenciler bütün gün çalışıyorlar. Tahmin edersiniz ki, güzel bir konseri değil, ustalaşmak amacıyla aynı partisyonu akşama kadar tekrar tekrar çalışan-çalan öğrencileri dinliyoruz. O partisyonu daha iyi çalmak için uğraşan kişinin hayatında bizim de sabrımız ve dolayısıyla katkımız var; o bunun belki farkında belki de değil. Bankamatik kuyruğunda, acemi birisinin orada işlem yapmayı öğrenirken bizim sabırla beklemek zorunda kalışımız da aynı türden bir olay. İnsan, insanı ilgilendiriyor ve etkiliyor; yani hiç kimse yalnız bir ada değil.

Yazları Üsküdar'daki ofisimin penceresinden de, teras katında horon vurmayı öğrenen bir grup gencin ayak seslerini ve naralarını duyarım. Bazen masamdan kalkıp, onları pencereden seyrettiğim de olur. Hatta bir keresinde, horon vurmayı öğrenen bu gruptaki herkese imzalı kitabımı verdim. Çünkü onca "berbat" alternatif içinde böyle güzel bir şeyle ilgilenmeleri harika bir şeydi ve onlara bir şekilde destek vermek istemiştim. Ayrıca yakınlardaki kız yurdundan gelen sesler de, ofisimde bana eşlik eder. Her zaman neşe dolu sesler, çığlıklar veya telaşlı konuşmalar duyarım. Ezanlar da penceremden gelen seslerdendir. Üsküdar, ezanı bol bir semttir. Ayrıca sâlâlar da penceremden ofisime doluşurlar. Anlarım ki, birisi daha bu dünyadan göç edip-gitmiştir. Bugünlerde, aynı gün, hatta aynı vakit içinde bir kaç sâlâ duyduğum oldu. Allah bu gözüp-gidenlere rahmet etsin.


Çoğumuz "görme duyusunu" en önemli şey saysa da, ben hayatı daha çok işitmekle algılayan birisiyim ve çoğu insan da bence öyledir. Merhum Ayhan songar, bir makalesinde "sonradan işitme engelli olanlarda depresyona girme oranının, sonradan görme engelli olanlara nazaran daha düşük olduğunu yazmıştı. Allah hiç birisinin eksikliğini göstermesin.

Neleri tavsiye ederim

Bir gün bir arkadaşıma sattığı bazı ürünler hakkında sorular sordum. İşe yarayan ürünleri veya fikirleri başkalarına da tavsiye ederim ve bu alışkanlığımı da severim. (Burdan her alışkanlığımı sevmediğim anlamı da çıkar! Mesela çok düşünmek gibi) Arkadaşıma sorduğum sorulardan sonra aldığım cevap şuydu: "Hocam bu ürünleri yakınlarına tavsiye etme. Başka kişilere tavsiye et." Ben de bunun üzerine: "Neden yahu?" diye soruverdim. Bana ürünlerin izinsiz-kaçak geldiklerini, içlerinde hormon olduğunu ve dolayısıyla yakınlarıma değil, pek tanımadığım ve beni de pek tanımayan insanlara tavsiye edersem daha iyi olacağını söyledi. Ürünleri satmak istersem, onlardan bana verebileceğini ve bu ürünlerin dağıtımını yapabileceğimi de ekledi. Ben de "kalayı" basmam gerekirken, nezaketime mağlup olup kahkahayı bastım ve: "Benim için uzak-yakın yoktur; herkes ana kuzusudur. Sen beni tanımamışsın." dedim.

Benim için uzak-yakın yoktur. "İnsan" vardır. Elbette insanlara zamanımızı ve ikramlarımızı sunarken yakınlık derecemizi gözetiriz. Ama zararlı veya kalitesiz bir şeyi sunma konusunda benim için herkes eşittir; yani hiç kimseye kalitesiz veya zararlı bir şeyi sunamam.

Düşünsenize, uzak birisine kötü bir şey verdiniz ve bir gün onun bir dostunuzun dostu olduğu ortaya çıktı. Ona ne diyeceksiniz? "Artık benim o tavsiyemi uygulama. O tanışmamız olduğumuz günlere özgüydü!" gibi bir şey mi diyeceksiniz? Sadece tanışma ihtimalim olan kişilere değil, Çin'de bulunan ve bana internetten bir şeyler danışan Çinli veya Amerikalı insanlara karşı da tavrım aynıdır. Birisi herkesi görüyor! Allah'tan, Tanrıdan veya kendi inancınıza göre her nasıl adlandırırsanız-adlandırın, ama birisinden korkun be kardeşim!

Eskiden böyle değildi

Herkes boş bulunabilir. Sözgelimi sizin kızınız gençlik ruhu içinde bakkalın genç oğluna kur yapabilir. Bu gencin, bu kıza karşı tavrı ne olmalıdır? Bunu siz düşünün. Bir bayan okurum bu durumu şöyle özetlemişti: "Eskiden de insanlar boş bulunurmuş, ama bu durum hemen kullanılmaz, suistimal edilmezmiş. Fakat bugün durum böyle değil" demişti.

Evet gerçek bu. Hayatı hakkıyla duyumsamaktan çok, sömürüp-atmaya hevesli bir tavır var. Bu tavır, herkeste eyleme dönüşmüyor olsa da, düşüncelerine bulaşmış hâldedir. Bu hedonist-hazcı ve anlamsız "avcı"kültürü, aklı başında olan herkesi üzüyor. Çünkü bu hava, önemli bir kısmı özde iyi olan ve azımsanamayacak sayıda insanın bile üzerine istemeden ve bir parça da olsa sinmiş durumda...

Hobiler

Bir orta okul öğrencisiyken, efendi, kendi hâlinde ve ciddî bir sınıf arkadaşım vardı. Bir gün beni evine davet etmişti. Evine gittiğimde bu çocuğun kuş beslemeye meraklı olduğunu gördüm ve içimden: "Başka işi mi yok da kuş besliyor?" diye geçti. Yani yaptığı şeyi çok önemsememiştim. Fakat daha sonra beslediği kuşlardan, onların özelliklerinden ve diğer ilgili şeylerden söz ettikçe, onun ciddiyetinden, samimiyetinden ve yaptığı şeye duyduğu sevgiden çok etkilendim. Onun bu denli önemsediği ve onu bu kadar rahatlatan bir şeyi küçük gördüğüm için yaşadığım mahcubiyeti de bugünmüş gibi hatırlarım. O gün, o efendi çocuktan bir ders aldım ve başka insanların önemsediği hiç bir hobiyi veya ilgiyi küçümsememeyi öğrendim.

Evet küçük bir çocuktum, ama bunu idrak edebilmiştim.
-----------------------

SAVAŞ ŞENEL KİTAPLARI

AZ ACILI VE KALICI İNGİLİZCE-YABANCI DİL ÖĞRENMEK İÇİN PÜF NOKTALARI
Kitabın Tanıtım Yazısı
Kitabın Facebook sayfası
Kitabı buradan satın alabilirsiniz: Kitapyurdu.com

(Kitabı İmzalı Edinmek İsterseniz Bize Yazınız: savassenel@gmail.com)

ÇAY SAATİ İÇİN HAFİF YAZILAR


(Kitabı İmzalı Edinmek İsterseniz Bize Yazınız: savassenel@gmail.com)




(Kitabı İmzalı Edinmek İsterseniz Bize Yazınız: savassenel@gmail.com)
-------------------

28 Haziran 2009 Pazar

Mihrabat Korusu’nu da gördüm ya!


Kısa bir süre önce İstanbul’un güzel yerlerinden birisini daha keşfetmek nasip oldu. Bloglarım (web sayfalarım) vasıtasıyla tanışmış olduğum iki değerli dost, beni Mihrabat Korusunda yemeğe davet ettiler.

Sürücü ehliyetim olmadığından, özel şoförüm olarak sıklıkla destek aldığım Şamil Beyle beni Üsküdar’dan alması konusunda anlaştık.

Yazının devamını okumak için bu satırları tıklayınız.

-----------------------

SAVAŞ ŞENEL KİTAPLARI

AZ ACILI VE KALICI İNGİLİZCE-YABANCI DİL ÖĞRENMEK İÇİN PÜF NOKTALARI
Kitabın Tanıtım Yazısı
Kitabın Facebook sayfası
Kitabı buradan satın alabilirsiniz: Kitapyurdu.com

(Kitabı İmzalı Edinmek İsterseniz Bize Yazınız: savassenel@gmail.com)

ÇAY SAATİ İÇİN HAFİF YAZILAR


(Kitabı İmzalı Edinmek İsterseniz Bize Yazınız: savassenel@gmail.com)




(Kitabı İmzalı Edinmek İsterseniz Bize Yazınız: savassenel@gmail.com)
-------------------

24 Haziran 2009 Çarşamba

Ne Yapsam, Kaçsam mı Buralardan?


Bu aralar yurt dışındaki bir arkadaşımla teknolojinin marifetiyle internet üzerinden konuşurken, onun yüzünde gördüğüm neşe bana kendi gezilerimi hatırlattı. Bir an, havaalanlarında uçağın kalkış saatini beklediğim, yabancı kentlerdeki kafelerde sabahlara kadar yazdığım günleri hatırladım.

Bu aralar biraz yorgunum.

Mesela, Paris’te kahve içerken Fransızca çalışmak, Berlin’deki o loş kafede yazmak, Nürnberg’te, Türkiye’den-İstanbul’dan geldiğimi öğrendiklerinde bana daha bir yakın davranan gurbetçilerle sohbetlere dalmak, Hamburg’ta limanda açılan sabah pazarını dolaşmak, Brüksel’de waffel satan Filistinliyle laflamak, biraz olsun zihnimi dağıtır ve beni dinlendirirdi.


Belki de Çin’e-Şenzen’de kalmış olduğum o, eve benzeyen otelde güvenlik görevlileriyle bir kez daha sabahlara kadar Çince konuşmaya çalışıp karşılıklı gülüşmeliyiz! Veya Hong Kong’ta kaybolmalıyım ve adres sormakla geçen bir iki saatten sonra oteli bulmalıyım. Belki de Bad Hasburg’taki üzgün Türklerle sohbet etmeliyim.

Belki de karlı bir gece vakti Pekin’e yakın ve bilmediğimiz yerdeki ıssız yolda patenaj yapan koca bir mersedesi neşeyle itmeliyim! Ertesi gün, uçaktan inerken almış olduğum 10-15 tane Skylife dergisini yeni tanıştığım kişilere vermeliyim.

Katar havaalanında ayakkabılarımı çıkarıp rahatça dolaşmalıyım. Malezya’da otelden çıkıp sabaha kadar açık olan o geniş kafede çay içip kitap okumalı veya bir şeyler karalamalıyım. Şangay’da otelin lobisinde canlı piyano konserini dinlerken porselen demlikte çay içmeliyim. Bu sırada yağmur yağıyor olmalı ve ben ara-sıra başımı kaldırdığımda arka bahçeye bakan geniş camdan yağmurun yeşil bahçe bitkilerini nasıl yıkadığını görmeliyim. Sonra yine yazmakta olduğum şeye dalmalıyım.

Malezya’da sabah üçte internet kafeden dönerken rastladığım ve bir direğin etrafında durmadan dönen adamı yeniden görüp, daha önce yapmadığım şeyi yapmalı, yani ona neden böyle dönüp-durduğunu sormalıyım.

Singapur’da bizi yersiz bir şekilde gözaltına alan polislere bana istemiş olduğum bir bardak suyu getirmedikleri için sitem etmeliyim. Lavaboya iki polis eşliğinde giderken gülümsemeli ve 3 saat bekletilmemizin sonunda cezamızın 15 dolar olduğunu öğrenince sesli bir şekilde gülmeliyim!

Dubai’de bizden gereğinden fazla para alan taksi şoförüne sitem etmeliyim. Sıcak günün ortasında çeşit çeşit ve soğuk meyve sularının tadına bakmalıyım.

Sonra yeniden Üsküdar’a dönüp bu eski ve kalender semtin sanki değişmemiş olduğunu düşünmeliyim ve sonra balkonuma kurulup, şu anda yapmakta olduğum gibi yazmalıyım.

İyi olurdu, güzel olurdu, değil mi?

-----------------------

SAVAŞ ŞENEL KİTAPLARI

AZ ACILI VE KALICI İNGİLİZCE-YABANCI DİL ÖĞRENMEK İÇİN PÜF NOKTALARI
Kitabın Tanıtım Yazısı
Kitabın Facebook sayfası
Kitabı buradan satın alabilirsiniz: Kitapyurdu.com

(Kitabı İmzalı Edinmek İsterseniz Bize Yazınız: savassenel@gmail.com)

ÇAY SAATİ İÇİN HAFİF YAZILAR


(Kitabı İmzalı Edinmek İsterseniz Bize Yazınız: savassenel@gmail.com)




(Kitabı İmzalı Edinmek İsterseniz Bize Yazınız: savassenel@gmail.com)
-------------------