25 Şubat 2018 Pazar

HAYATA VE İNSANA NEFES ALDIRMAK...




Vaktiyle bir üniversitede sınıfımda İngilizce dersi yaparken, dışarda koridordan geçmekte olan bir öğrencinin küfrettiğini işittim. Yüksek sesle küfrediyordu, işitmemek mümkün değildi ve sınıftaki herkes de işitmiş olmalıydı.

Derse ara verdim, koridora çıktım, sınıfın kapısını kapattım ve öğrencilere “gençler, gelin bakayım” dedim. Gençler durumu anlamışlardı ve küfretmiş olan öğrencinin de yüzü düşmüştü. Ben “toplanın gençler” dedim ve maç aralarında basketbol koçunun yaptığı gibi omuz omuza verdik. Öğrenciler ne diyeceğimi düşünerek bekliyorlardı. Ben “bütün sınıf söylenen sözü duydu. Size bir sorum olacak gençler” dedim ve devam ettim: “Şimdi akşam bir akrabanız, size oğlu veya kızı için“sizin üniversite nasıl, benim çocuk tercih etmek isterse, ne diyeyim, tavsiye eder misin?” diye sorsa, ne diyeceksiniz?”

Öğrenciler bir süre suskun kaldılar. Küfretmiş olan çocuk “çok haklısınız hocam, özür dilerim, bir daha olmaz” dedi.  Ben de cevaben: “Gençler, bu üniversitenin güzel bir yer olmasından sizler de sorumlusunuz, güzel çocuklarsınız, dikkatli olalım, hadi iyi dersler” dedim.

“Her insan, her şeyden sorumludur” sözü çok hoşuma gider. Bir kendisini her şeyden sorumlu hissetmesi mümkün müdür? Bu hissi sürekli olarak veya bir an bile taşıyabilecek bir güce veya kapasiteye sahip midir? Elbette hayır. Fakat insanın mümkün olduğu kadar böyle hissetmeye çalışmasının yararlı olduğu fikrindeyim. 

Bir zamanlar bir işadamının yanında tercüman olarak yurtiçinde ve yurtdışında seyhatlere çıkardım. Bu iş adamından çok güzel alışkanlık edinmişimdir. Bunlardan birisi de her zaman otel odamızı az-çok toplayıp ayrılma alışkanlığıdır. Otelden özelikle tamamen ayrıldığımızda odalarımızı toplardık. “Nasıl olsa oda servisi gelecek, odayı toplayacak” diye düşünmezdik. Elbette odayı dip-bucak temizlemiyorduk, ama odayı elimizden geldiğince, vaktimiz yettiğince, temizlik için gelen kişiyi lüzumsuz yere yormayacak şekilde bırakıyorduk.

Bir akşam Almanya’da yolculuk ederken, yolumuz güzel bir kasabadan geçti. Bir sebepten orda durduk. Şöyle bakınca tertemiz caddede yerde bir kola kutusu gözüme ilişti. Arabadan çıkıp onu çöpe attım. Çünkü yerdeki bu atık, tertemiz bir sokakta, nezih bir yerleşim merkezinde görüntüyü bozuyordu.

Elbette bir mahallenin, kurumun ve benzeri yerlerin sağlıklı çalışmasından sorumlu olan birimler vardır. Yani başkasının işine profesyonel anlamda müdahele etmeyi önermem, ama sorumlu olan kişilerin işlerini kolaylaştırmak bizim de işimiz.

Genel anlamda hayat için de aynı şeyi söyleyebiliriz. İnsan bir selamla, yorgun olan birisine yer vermekle veya buna benzer bir çok küçüklü-büyüklü şeyle bir başka insanın nefes almasını sağlayabilir.

Böylesi bir kültürde hayat ve insanlar nefes alırlar, güzelleşirler fikrindeyim.
------------------
Özel Bostancı Doğa Okulu Websitesi
-------------------
savassenel@gmail.com, savassenel@yahoo.com
--------------
Savaş ŞENEL Kitapları - Tercümeleri
----------------

25 Ocak 2018 Perşembe

GÜLÜMSEYEN OKUL: ÖZEL BOSTANCI DOĞA OKULU



Şairler sadece durumu anlatmakla yetinmeyip duyguları da okuruna taşımak için imgeler kullanırlar. Meselâ “seni gördüğüm zaman çok seviniyorum” demek yerine, sevdikleri kişiyi gördüklerinde nasıl bir ruh hâli içinde olduklarını ve hayatın onlara nasıl neşeli göründüğünü anlatmak için “ağaçlar kuş gibi gülerdi” derler. Ağaçlar gülerler mi? Peki kuşlar gülerler mi? Ne ağaçlar, ne de kuşlar gülerler. Veya en azından bizi bildiğimiz şekilde gülmezler. Ama bu imgeyi okuduğumuz veya işittiğimiz zaman, neşeleniyoruz ve şair, kendi yaşadığı hissi – ruh hâlini bize taşımış oluyor!

Benim bilim insanlarına, yöneticilere, iş adamlarına vs. şiir okumayı tavsiye etmemin sebeplerinden birisi de budur: Yani hayata biraz uçuk bir şekilde bakmayı öğrenmek... Meselâ verdiğim örnekteki gibi. Ağaçlar gülüyorlar. Kuşlar da... Peki bir idareci olarak düşünürsek, ağaçların gülmesi gibi, bir kurum nasıl gülümser? Başka bir deyişle bir kurum, ona uzaktan bakan veya içinde dolaşan birisine ona ve içindeki herkese gülümsediği hissini nasıl verir?

Aslında ziyaret etme şansını yakalamış olduğum diğer bir kaç Doğa Okulunda da aynı mütebessim havayı gördüm. Bununla birlikte, orada çalışmakta olduğum ve dolayısıyla çokça vakit geçirdiğim için, bu konuyu Özel Bostancı Doğa Koleji üzerinden ele almam daha yerinde olur.

Bostancı Doğa Lisesine ilk görüşme için gittiğim zaman, okul güvenlik görevlilerinin nezaketi, bahçenin temizliği, kampüste yıllardır yaşamakta olan emektar köpeğimiz Bam Bam'ın beni kendince selamlaması ve okul binasının uzaktan ışıldayan temiz görüntüsü bana, sanki bu kampüsü yıllardır tanıdığım hissini vermişti. Binaya uzaktan baktığımda ve içeriye girdiğimde, insanların yanı sıra hakikaten binanın da bana gülümsediği hissine kapılmıştım.

Bugün de bu tebessümün gerçek ve samimî olduğu fikrindeyim. Bu samimî tebessümü kendince güçlendiren bir eğitimci - çalışan olma çabası içindeyim. 

Elbette, bu durum idarecilerimiz başta olmak üzere, öğretmenlerimizin, okulumuzun diğer çalışanlarının, öğrencilerin, kısaca herkesin ortak eseri.

Dilerim Bostancı Doğa başta olmak üzere, bütün Doğa okulları hep böyle mütebessim kalırlar ve bu durum ülkemin bütün okullarına da yayılır.
------------------
Özel Bostancı Doğa Okulu Websitesi
-------------------
savassenel@gmail.com, savassenel@yahoo.com
--------------
Savaş ŞENEL Kitapları - Tercümeleri
----------------

24 Ocak 2018 Çarşamba

BUNLARA BEN ÇOK ŞAŞIRMIŞTIM, SİZ DE OKUYUNCA ŞAŞIRACAKSINIZ! BEN ARTIK GÜLÜP-GEÇİRİYORUM!


Bu yazımda sizlerle şaşkınlık veren anılarımı paylaşacağım. Bunların ortak noktası aldığım ikazlar ve tepkilerdir. Elbette değişik kusurlarımla idarecilerimden haklı ikazlar veya tavsiyeler almışlığım vardır. Fakat bu yazımda biraz daha “tuhaf” ikazlardan söz etmek istiyorum.

Anadilde okumalar

Birinci olay şuydu: Bir zamanlar ÖSS sınavı için “YDS İngilizce” diye adlandırılan, şu anda LYS-5 İngilizce adı verilen bir sınava hazırlık dersleri veriyordum. Öğrencilerin anadillerindeki yetersizliklerinin, hem İngilizce’yi hem de diğer dersleri etkilediğini düşünüyordum. Dolayısıyla onlardan Türkçe dersine giren hocalarından bir okuma listesi almalarını ve günde 10 sayfa okumalarını istedim. Yanlış anlamalara sebep olmamak için ben kitap tavsiye etmedim, yalnızca “çeviri eserlerden kaçının, çünkü çevirileri kaliteli olmayabiliyor, Türk klasikleri tercihimdir” dedim. Derken bir grup öğrenci “biz buraya Türkçe değil, İngilizce öğrenmeye geldik” diye beni idareye şikayet etti. Ama sağolsunlar idarecilerimiz bana ve diğer hocalara arka çıktılar. Şu anda kendi anadilinde okuyup-anlama düzeyimizin çok düşük olduğu söyleniyor. Demek ki doğru yoldaymışım! Yazının bütününe ulaşmak için bu satırı tıklayınız

-----------------
İngilizce Kolay Facebook
İngilizce - Yabancı Dil Öğrenmede Danışmanlık Hizmetimiz
-------------------------

SAVAŞ ŞENEL KİTAPLARI

AZ ACILI VE KALICI İNGİLİZCE-YABANCI DİL ÖĞRENMEK İÇİN PÜF NOKTALARI

Kitabın Tanıtım Videosu
Kitabın Tanıtım Yazısı
Kitabın Facebook sayfası
Kitabı buradan satın alabilirsiniz: Kitapyurdu.com



(Kitabı İmzalı Edinmek İsterseniz Bize Yazınız: savassenel@gmail.com)

ÇAY SAATİ İÇİN HAFİF YAZILAR


(Kitabı İmzalı Edinmek İsterseniz Bize Yazınız: savassenel@gmail.com)





(Kitabı İmzalı Edinmek İsterseniz Bize Yazınız: savassenel@gmail.com)

-------------------

6 Ocak 2018 Cumartesi

RENK KÖRLÜĞÜ, FARKINDALIK, SEVİNÇ VE HÜZÜN...


Bu aralar karşıma sıklıkla çıkan bir videonun konusu, renk körlüğünden muzdarip olan kişilerin renk körlüğünü ortadan kaldıran bir gözlüğü ilk kez taktıkları anlar. Renk körlüğü konusunda yaptığım kısa bir araştırmada iki çeşit renk körlüğü olduğunu gördüm: Bir tanesinde hayatı siyah beyaz görüyorsunuz. Diğer türünde ise, kırmızı, mavi veya yeşil renklerinden birisini göremiyorsunuz.

Bu videolarda renk gözlüğünü gideren gözlüğü ilk kez takan kişilerin hangi türde bir renk körlüğünden muzdarip olduklarını hatırlamıyorum. Bununla birlikte tanık olduğum şey, gözlüğü taktıkları zaman yaşadıkları ilginç şaşkınlık.

Bu şaşkınlıkta iki duygunun yer aldığını düşünüyorum veya en azından “ben o durumda olsam öyle hissederdim” diyebilirim. Birisi tabiatın renklerini oldukları gibi, daha canlı görmenin getirdiği sevinç, ikincisi de bu şanstan yoksun olarak yaşanmış yıllara dair hüzün.

Bu deneyimi yaşayan, özellikle yaşlı insanlarda hüzün tarafının daha güçlü olduğu fikrindeyim. Düşünsenize 60 yaşındasınız ve etrafınızdaki renkleri onca yıldır gerçek güzellikleriyle görmediğinizi fark ediyorsunuz. Onca yıl, göremediğiniz kimi renklerin yoksunluğuyla bozulmuş kompozisyonları seyretmiş olduğunuzu anlıyorsunuz. Çünkü bir rengi görememek onun yer aldığı bütünün görünüşünü de kuşkusuz etkiliyor. Hele renk körlüğünün en ağır biçimi olan ve Anopia Monokromatik - Tam Renk Körlüğünü yaşayan, yani etrafını siyah-beyaz gören kişiler için de bir gözlük varsa, onların bu gözlüğü taktıkları zaman neler hissettiklerini hayal bile edemiyorum!

Benzer şeyleri ben kimi kitapları okuduğum veya kimi konuşmaları dinlediğim zaman yaşıyorum. Üniversitede çalışırken Çocuk Gelişimi Bölümü öğrencilerine şu cümlelerle takılırdım: “Sizin ders kitaplarına bakmıyorum. Benim iki çocuğum var ve şükürler olsun ki büyüdüler. Şimdi o kitapları okuyup geçmişte kimi şeyleri yanlış yapmış olduğumu fark etmek istemiyorum!”

Bir gün bir gün bir kafede denize karşı kitap okurken, kitapta bana hayret veren bir ifade okuyunca “bu öğrenmenin sonu yok mu?” diyerek kitabı masaya fırlattığımı hatırlıyorum.  Neyse ki kafe sakindi de, etraftan bana bakanlar olmamıştı!

Kendi adıma konuşursam, yeni bir şeyler öğrendiğimde, bu öğrenmenin yüzüme vurduğu şey, daha önce tekrarlamış olduğum hakikaten büyük bir yanılgı değilse, artık fazla üzülmüyorum. Yani “keşke bunu daha önce bilseydim” telaşını yaşamıyorum. Daha çok yeni bir şey öğrendiğime seviniyorum. Çünkü bir eğitimciyim ve kimi açılardan kaybolmuş yılların deneyimini, öğrencilerime ve okurlarıma taşıyabilirim.

Aile toplantılarımızda zaman zaman çocuklarıma kimi zaman şunları söylüyorum: “Ben yeterince hata yaptım. Deneyimlerimi sizinle paylaşayım, aynı veya benzeri hataları yapmamanız konusunda size yardımcı olayım. Kendi yolunuzda hata yapacaksanız, bunlar benimkilerden farklı ve ilerleme gösteren hatalar olsun” dediğimi hatırlıyorum.” Elbette ağır hatalar yapmalarını istemem.

Size garip gelebilir, ama geçmişteki yanlışların farkına varma endişesinin de insanları öğrenmekten alıkoyan bir etken olduğunu düşünürüm.  Bu korku zehirlidir. Çünkü bu şekilde kendinizi, fark etmekten bile ürktüğünüz yanlışları yeniden yapmaya mahkum ediyorsunuz.

Öğrenmeye devam...
------------------

SAVAŞ ŞENEL KİTAPLARI

AZ ACILI VE KALICI İNGİLİZCE-YABANCI DİL ÖĞRENMEK İÇİN PÜF NOKTALARI
Kitabın Tanıtım Videosu
Kitabın Tanıtım Yazısı
Kitabın Facebook sayfası
Kitabı buradan satın alabilirsiniz: Kitapyurdu.com

(Kitabı İmzalı Edinmek İsterseniz Bize Yazınız: savassenel@gmail.com)

ÇAY SAATİ İÇİN HAFİF YAZILAR


(Kitabı İmzalı Edinmek İsterseniz Bize Yazınız: savassenel@gmail.com)




(Kitabı İmzalı Edinmek İsterseniz Bize Yazınız: savassenel@gmail.com)
-------------------

12 Aralık 2017 Salı

WALKMAN, BİLETÇİLER... ÖZGÜRLÜK - SEÇENEKLER...



"Özgürlük" deyince aklıma gelen örneklerden birisi ilk “walkman”imi aldığım zamandır. Walkman, şimdiki neslin bilmediği taşınabilir bir kasetçalardı. Tabi bu noktada “kaset” kavramını da açıklamam gerekir! Fakat kısaca walkman, her yerde müzik dinlemenize imkân veren ve pille çalışan bir cihazdı. Daha iyi anlaşılması için yukarda fotoğrafını da yayınladım!

Walkman’imi aldığım gün mavi kartım, bugünkü öğrenci seyahat kartı-akbil, olduğu için bütün gün belediye otobüsleriyle nereye gittiğime bakmadan seyahat ettiğimi ve bu sırada müzik dinlediğimi hatırlıyorum.

O güne kadar önce kartuşlu kasetçalarla, sonrasında da kasetli teyplerle, ancak piknikte, bahçe gibi yerlerde müzik dinleyebiliyordum. Ama walkman’i olunca, artık İstanbul’un her yerinde, fon müziği olan bir belgesel seyreder gibi ve hiç kimseyi rahatsız etmeden müzik dinleme keyfini yaşamak, benim için özgürlüğün başka bir çeşidiydi. O gün walkmanle dinlediğim ilk albüm de, sanırım Dire Straits’in "Love over Gold" adlı albümüydü.


"Özgürlük" deyince aklıma gelen başka bir olay da, otobüslerde inmek istediğiniz durağa gelince bastığınız düğmelerdi. Bu düğmeleri ilk kullanan kişiler, yolcular değildi! Bunlara dokunmak ancak o zamanlar biletçilerin işiydi. Çünkü o zamanlar otobüse biletsiz biner, biletimizi de otobüsün arka kısmında özel bir bölümde, ciddî bir şekilde oturan ve şoförden sonra en havalı kişi olan biletçiden alırdık.

Ve bir durakta inmek isteyen yolcuları gözetip, duruma göre “dur düğmesine” basan kişi de oydu. O nasıl önemli, nasıl hassas bir görevdi!

Ve bir gün biletçiler otobüslerde görev yapmaz oldular! Artık biletleri otobüse binmeden önce alır ve taşıta binerken şoförün gözetiminde onun yakınındaki kutuya atar olduk. Bu durumda ise, durakta inmek için kullanılan düğmelere yolcular basar oldu.

Fakat bir sorun vardı: Düğmeye basmaya alışmamız gerekti. Çünkü daha önce bir yolcu düğmeye bassa biletçi tarafından ikaz edilirdi. Yani bizim ağır abi biletçilerimiz otobüsleri terk ettikleri zaman biz sefil (!) yolcular, bir süre o düğmeyle ne yapacağımızı bilemedik!

Bir seçeneği kullanmayı öğrenmemiz, o kırmızı düğmeye ne zaman basacağımızı öğenmek zaman aldı. Çünkü bazen yanlış zamanda bastığımız ve diğer yolcuların ezici bakışları altında ezildiğimiz oldu!

Kimileri de şaka olsun diye gerek yokken düğmeye basıyorlardı vs. Yani hayatımıza özgürlüğün, iradeyi kullanma kavramının yeni bir parçası olarak giren o düğmeleri kullanmayı öğrenmemiz zaman aldı.

Şimdi her gün o kırmızı düğmeye basma veya basmama seçeneklerinden çok daha karmaşık olan onlarca yeni seçenekle karşı karşıya kalıyoruz. Bütün bu seçeneklerle, hiç bir şey okumadan, araştırmadan, uzmanlara kulak vermeksizin  başa çıkmaya çalışan insanlar var.

Ne zor, ne çetin bir hayatları var kim bilir? Gerçi bu türden insanların hayatındaki sıkıntıları kendilerinden çok çevrelerindekiler hisseder, o da ayrı konu.

Hayat...
------------------

SAVAŞ ŞENEL KİTAPLARI

AZ ACILI VE KALICI İNGİLİZCE-YABANCI DİL ÖĞRENMEK İÇİN PÜF NOKTALARI
Kitabın Tanıtım Videosu
Kitabın Tanıtım Yazısı
Kitabın Facebook sayfası
Kitabı buradan satın alabilirsiniz: Kitapyurdu.com

(Kitabı İmzalı Edinmek İsterseniz Bize Yazınız: savassenel@gmail.com)

ÇAY SAATİ İÇİN HAFİF YAZILAR


(Kitabı İmzalı Edinmek İsterseniz Bize Yazınız: savassenel@gmail.com)




(Kitabı İmzalı Edinmek İsterseniz Bize Yazınız: savassenel@gmail.com)
-------------------

8 Aralık 2017 Cuma

EKMEĞİN ORTASINDAN DİLİM ÇALMAK...





Bir sabah sanırım vapur beklerken bir banka oturdum ve çayımı yudumlarken güne hazırlanan insanları seyretmeye başladım. Bu arada vapur iskelelerine yakın olan büfeler de özellikle dikkatimi çeker. Dar bir yerde 5-6 kişi, akşama kadar insanlara hizmet verirler. Ben de, kalabalık bir odada uzun süre duramayan birisi olarak, nasıl olur da o kadar kişinin akşama kadar orada dip dipe çalıştıklarını merak eder dururum!

Derken gözüm büfe çalışanlarından birisine ilişti. Bu kişi, döner için ekmek hazırlıyordu. “Yarım ekmek döner” satışları için hazırlık yapıyordu. Onun ekmekleri nasıl hızlıca kestiğini seyrederken, bir şey fark ettim: Bu adam her ekmeğin ortasından bir dilim kadar bir miktarı kesip, ayrı bir sepete atıyordu. Yani her ekmekten bir dilim, başka bir deyişle, yarım ekmek döner yediğini düşünen her iki kişiden bir dilim eksiltiyordu. Dolayısıyla müşteriye biraz daha az döner verilmiş oluyordu.

Burda bir ihtimali daha ele alalım: Belki o gün bekledikleri ekmekten daha büyük ekmek geldi. Dolayısıyla buna gerek duyuldu. Fakat böyle de olsa, alıcı normal ekmek satın aldığını düşünüyor. Yani bu da yine haksızlık.

Veya zaten fiyat çok düşük, bu durum tüketicinin önemsediği bir detay olmuyor. Fakat satış yapılırken “yarım ekmek döner” ifadesi kullanıldığına göre, beklenen şey, herkesin fırında gördüğü ekmektir. Öyleyse ya dönerin gerçekten yarım ekmek içinde satılması veya özel yapım ve birazcık daha küçük bir ekmek kullanıp, tüketicinin ne aldığını görmesi sağlanmalıdır.

Söz konusu büfe akşama kadar 300 döner ekmek satsa, 150 dilim ekmek ve bir miktar döneri tüketiciden “çalmış” demektir. Çünkü tüketici yarım ekmek yediğini düşünüyor. Bu arada “Bu olaya başkası da tanıklık etmiş olabilir mi?” diye düşünürken,  yukarda paylaştığım fotoğrafa internette, rastlayınca, bu yazıyı yazmaya karar verdim. Bu arada ekmeği gözümün önünde kesen büfelerden alış-veriş yapmaya başladım! 

Bu kayıp, daha büyük kayıplar içinde, bu önemLİ bir kayıp gibi görünmeyebilir. Fakat bir şeyi gösteriyor: Ahlâkî zaafın derinliği. Bir dilim ekmekle mi bu sonuca varıyorum? Evet, çünkü zeminde yer alan küçük haksızlıklar, daha genel ve daha büyük haksızlıkların meyvesi, göstergesidir. Üstelik dört bir yandan ezan seslerinin duyulduğu bir semtte bunu yaşıyoruz. Diyelim ki büfe sahibi bir gün hata yaptığını düşünmeye başladı. Ekmek ve dönerlerinden çaldığı insanları bulup helallik de isteyemez. Çünkü iskelede bir büfe işletiyorsunuz, müşterilerinizi tanımanız ve bulmanız mümkün değil. Mahalle bakkalı olsanız, böyle bir şey belki mümkün olabilirdi.

Bütün sistemlerin doğrudan veya dolaylı olarak ulaşmak istediği hedef güzel ahlaktır. Çünkü adlî sistemler insanı her yerde kontrol edemezler ve yasaların da boşlukları vardır. Güzel ahlak yoksa, yasalar, dinler anlaşılmamış demektir. Dinin pratikleri bir takım ritüellere, ibadetler sportif faaliyetlere döner. Limon aldığınızda ekşi olmadığını görürseniz ne yaparsınız? Şikayet edersiniz. Peki gül satın aldığınızda kokmadığını, evinizdeki makasın kesmediğini görseniz? Yine şaşırırsınız. Onca söylem, edebiyat, güzel konuşmalar... Ama bütün bunların en önemli meyvesi olması gereken ahlaki düzey gittikçe düşüyor. Çok şaşırtıcı ve aynı zamanda üzücü değil mi?

Sen benim ekmeğimden, ben senin meyvenden, öbürü diğerinin itibarından, beriki bir başkasının malından vs. tırtıklar durur. Bu arada da bizler de içlerini doldurmak yerine, boşalttığımız kültürel, sosyal, dinsel değerlerimizle övünüp - dururuz.

Yazık ederiz, ediyoruz. 

------------------

SAVAŞ ŞENEL KİTAPLARI

AZ ACILI VE KALICI İNGİLİZCE-YABANCI DİL ÖĞRENMEK İÇİN PÜF NOKTALARI
Kitabın Tanıtım Videosu
Kitabın Tanıtım Yazısı
Kitabın Facebook sayfası
Kitabı buradan satın alabilirsiniz: Kitapyurdu.com

(Kitabı İmzalı Edinmek İsterseniz Bize Yazınız: savassenel@gmail.com)

ÇAY SAATİ İÇİN HAFİF YAZILAR


(Kitabı İmzalı Edinmek İsterseniz Bize Yazınız: savassenel@gmail.com)




(Kitabı İmzalı Edinmek İsterseniz Bize Yazınız: savassenel@gmail.com)
-------------------

2 Aralık 2017 Cumartesi

İLETİŞİM Mİ KURALIM YOKSA MANİPÜLE Mİ EDELİM?

                                      Çocuklarımızı, onları manipüle etmeden yetiştirelim. 

Sanırım bir lise öğrencisiyken, bir arkadaşımla sinemaya gittik. Güzel bir filmdi. Çıkışta başka bir arkadaşımız bize rastladı ve "birisi bana arkadaş olursa, birlikte sinemaya gideriz ve bilet parası benden” dedi. Az önce birlikte film seyretmiş olduğumuz arkadaşım gizlice bana göz kırptı ve bedava film seyretmek için "Savaş'la seyrettiğimiz film kötüydü, başka filme gidelim senle" dedi. Film aslında, en azından benim fikrimce güzel bir filmdi. Ben elbette şaşkınlık içinde kaldım, ama bir şey söyleyemedim. Bu ilk gördüğüm manipülasyon örneklerindendir... Yazının bütününe ulaşmak için lütfen bu satırları tıklayınız.
---------------------------
-------------------------------

SAVAŞ ŞENEL KİTAPLARI

AZ ACILI VE KALICI İNGİLİZCE-YABANCI DİL ÖĞRENMEK İÇİN PÜF NOKTALARI
Kitabın Tanıtım Videosu
Kitabın Tanıtım Yazısı
Kitabın Facebook sayfası
Kitabı buradan satın alabilirsiniz: Kitapyurdu.com

(Kitabı İmzalı Edinmek İsterseniz Bize Yazınız: savassenel@gmail.com)

ÇAY SAATİ İÇİN HAFİF YAZILAR


(Kitabı İmzalı Edinmek İsterseniz Bize Yazınız: savassenel@gmail.com)




(Kitabı İmzalı Edinmek İsterseniz Bize Yazınız: savassenel@gmail.com)
-------------------