12 Aralık 2017 Salı

WALKMAN, BİLETÇİLER... ÖZGÜRLÜK - SEÇENEKLER...



"Özgürlük" deyince aklıma gelen örneklerden birisi ilk “walkman”imi aldığım zamandır. Walkman, şimdiki neslin bilmediği taşınabilir bir kasetçalardı. Tabi bu noktada “kaset” kavramını da açıklamam gerekir! Fakat kısaca walkman, her yerde müzik dinlemenize imkân veren ve pille çalışan bir cihazdı. Daha iyi anlaşılması için yukarda fotoğrafını da yayınladım!

Walkman’imi aldığım gün mavi kartım, bugünkü öğrenci seyahat kartı-akbil, olduğu için bütün gün belediye otobüsleriyle nereye gittiğime bakmadan seyahat ettiğimi ve bu sırada müzik dinlediğimi hatırlıyorum.

O güne kadar önce kartuşlu kasetçalarla, sonrasında da kasetli teyplerle, ancak piknikte, bahçe gibi yerlerde müzik dinleyebiliyordum. Ama walkman’i olunca, artık İstanbul’un her yerinde, fon müziği olan bir belgesel seyreder gibi ve hiç kimseyi rahatsız etmeden müzik dinleme keyfini yaşamak, benim için özgürlüğün başka bir çeşidiydi. O gün walkmanle dinlediğim ilk albüm de, sanırım Dire Straits’in "Love over Gold" adlı albümüydü.


"Özgürlük" deyince aklıma gelen başka bir olay da, otobüslerde inmek istediğiniz durağa gelince bastığınız düğmelerdi. Bu düğmeleri ilk kullanan kişiler, yolcular değildi! Bunlara dokunmak ancak o zamanlar biletçilerin işiydi. Çünkü o zamanlar otobüse biletsiz biner, biletimizi de otobüsün arka kısmında özel bir bölümde, ciddî bir şekilde oturan ve şoförden sonra en havalı kişi olan biletçiden alırdık.

Ve bir durakta inmek isteyen yolcuları gözetip, duruma göre “dur düğmesine” basan kişi de oydu. O nasıl önemli, nasıl hassas bir görevdi!

Ve bir gün biletçiler otobüslerde görev yapmaz oldular! Artık biletleri otobüse binmeden önce alır ve taşıta binerken şoförün gözetiminde onun yakınındaki kutuya atar olduk. Bu durumda ise, durakta inmek için kullanılan düğmelere yolcular basar oldu.

Fakat bir sorun vardı: Düğmeye basmaya alışmamız gerekti. Çünkü daha önce bir yolcu düğmeye bassa biletçi tarafından ikaz edilirdi. Yani bizim ağır abi biletçilerimiz otobüsleri terk ettikleri zaman biz sefil (!) yolcular, bir süre o düğmeyle ne yapacağımızı bilemedik!

Bir seçeneği kullanmayı öğrenmemiz, o kırmızı düğmeye ne zaman basacağımızı öğenmek zaman aldı. Çünkü bazen yanlış zamanda bastığımız ve diğer yolcuların ezici bakışları altında ezildiğimiz oldu!

Kimileri de şaka olsun diye gerek yokken düğmeye basıyorlardı vs. Yani hayatımıza özgürlüğün, iradeyi kullanma kavramının yeni bir parçası olarak giren o düğmeleri kullanmayı öğrenmemiz zaman aldı.

Şimdi her gün o kırmızı düğmeye basma veya basmama seçeneklerinden çok daha karmaşık olan onlarca yeni seçenekle karşı karşıya kalıyoruz. Bütün bu seçeneklerle, hiç bir şey okumadan, araştırmadan, uzmanlara kulak vermeksizin  başa çıkmaya çalışan insanlar var.

Ne zor, ne çetin bir hayatları var kim bilir? Gerçi bu türden insanların hayatındaki sıkıntıları kendilerinden çok çevrelerindekiler hisseder, o da ayrı konu.

Hayat...
------------------

SAVAŞ ŞENEL KİTAPLARI

AZ ACILI VE KALICI İNGİLİZCE-YABANCI DİL ÖĞRENMEK İÇİN PÜF NOKTALARI
Kitabın Tanıtım Videosu
Kitabın Tanıtım Yazısı
Kitabın Facebook sayfası
Kitabı buradan satın alabilirsiniz: Kitapyurdu.com

(Kitabı İmzalı Edinmek İsterseniz Bize Yazınız: savassenel@gmail.com)

ÇAY SAATİ İÇİN HAFİF YAZILAR


(Kitabı İmzalı Edinmek İsterseniz Bize Yazınız: savassenel@gmail.com)




(Kitabı İmzalı Edinmek İsterseniz Bize Yazınız: savassenel@gmail.com)
-------------------

8 Aralık 2017 Cuma

EKMEĞİN ORTASINDAN DİLİM ÇALMAK...





Bir sabah sanırım vapur beklerken bir banka oturdum ve çayımı yudumlarken güne hazırlanan insanları seyretmeye başladım. Bu arada vapur iskelelerine yakın olan büfeler de özellikle dikkatimi çeker. Dar bir yerde 5-6 kişi, akşama kadar insanlara hizmet verirler. Ben de, kalabalık bir odada uzun süre duramayan birisi olarak, nasıl olur da o kadar kişinin akşama kadar orada dip dipe çalıştıklarını merak eder dururum!

Derken gözüm büfe çalışanlarından birisine ilişti. Bu kişi, döner için ekmek hazırlıyordu. “Yarım ekmek döner” satışları için hazırlık yapıyordu. Onun ekmekleri nasıl hızlıca kestiğini seyrederken, bir şey fark ettim: Bu adam her ekmeğin ortasından bir dilim kadar bir miktarı kesip, ayrı bir sepete atıyordu. Yani her ekmekten bir dilim, başka bir deyişle, yarım ekmek döner yediğini düşünen her iki kişiden bir dilim eksiltiyordu. Dolayısıyla müşteriye biraz daha az döner verilmiş oluyordu.

Burda bir ihtimali daha ele alalım: Belki o gün bekledikleri ekmekten daha büyük ekmek geldi. Dolayısıyla buna gerek duyuldu. Fakat böyle de olsa, alıcı normal ekmek satın aldığını düşünüyor. Yani bu da yine haksızlık.

Veya zaten fiyat çok düşük, bu durum tüketicinin önemsediği bir detay olmuyor. Fakat satış yapılırken “yarım ekmek döner” ifadesi kullanıldığına göre, beklenen şey, herkesin fırında gördüğü ekmektir. Öyleyse ya dönerin gerçekten yarım ekmek içinde satılması veya özel yapım ve birazcık daha küçük bir ekmek kullanıp, tüketicinin ne aldığını görmesi sağlanmalıdır.

Söz konusu büfe akşama kadar 300 döner ekmek satsa, 150 dilim ekmek ve bir miktar döneri tüketiciden “çalmış” demektir. Çünkü tüketici yarım ekmek yediğini düşünüyor. Bu arada “Bu olaya başkası da tanıklık etmiş olabilir mi?” diye düşünürken,  yukarda paylaştığım fotoğrafa internette, rastlayınca, bu yazıyı yazmaya karar verdim. Bu arada ekmeği gözümün önünde kesen büfelerden alış-veriş yapmaya başladım! 

Bu kayıp, daha büyük kayıplar içinde, bu önemLİ bir kayıp gibi görünmeyebilir. Fakat bir şeyi gösteriyor: Ahlâkî zaafın derinliği. Bir dilim ekmekle mi bu sonuca varıyorum? Evet, çünkü zeminde yer alan küçük haksızlıklar, daha genel ve daha büyük haksızlıkların meyvesi, göstergesidir. Üstelik dört bir yandan ezan seslerinin duyulduğu bir semtte bunu yaşıyoruz. Diyelim ki büfe sahibi bir gün hata yaptığını düşünmeye başladı. Ekmek ve dönerlerinden çaldığı insanları bulup helallik de isteyemez. Çünkü iskelede bir büfe işletiyorsunuz, müşterilerinizi tanımanız ve bulmanız mümkün değil. Mahalle bakkalı olsanız, böyle bir şey belki mümkün olabilirdi.

Bütün sistemlerin doğrudan veya dolaylı olarak ulaşmak istediği hedef güzel ahlaktır. Çünkü adlî sistemler insanı her yerde kontrol edemezler ve yasaların da boşlukları vardır. Güzel ahlak yoksa, yasalar, dinler anlaşılmamış demektir. Dinin pratikleri bir takım ritüellere, ibadetler sportif faaliyetlere döner. Limon aldığınızda ekşi olmadığını görürseniz ne yaparsınız? Şikayet edersiniz. Peki gül satın aldığınızda kokmadığını, evinizdeki makasın kesmediğini görseniz? Yine şaşırırsınız. Onca söylem, edebiyat, güzel konuşmalar... Ama bütün bunların en önemli meyvesi olması gereken ahlaki düzey gittikçe düşüyor. Çok şaşırtıcı ve aynı zamanda üzücü değil mi?

Sen benim ekmeğimden, ben senin meyvenden, öbürü diğerinin itibarından, beriki bir başkasının malından vs. tırtıklar durur. Bu arada da bizler de içlerini doldurmak yerine, boşalttığımız kültürel, sosyal, dinsel değerlerimizle övünüp - dururuz.

Yazık ederiz, ediyoruz. 

------------------

SAVAŞ ŞENEL KİTAPLARI

AZ ACILI VE KALICI İNGİLİZCE-YABANCI DİL ÖĞRENMEK İÇİN PÜF NOKTALARI
Kitabın Tanıtım Videosu
Kitabın Tanıtım Yazısı
Kitabın Facebook sayfası
Kitabı buradan satın alabilirsiniz: Kitapyurdu.com

(Kitabı İmzalı Edinmek İsterseniz Bize Yazınız: savassenel@gmail.com)

ÇAY SAATİ İÇİN HAFİF YAZILAR


(Kitabı İmzalı Edinmek İsterseniz Bize Yazınız: savassenel@gmail.com)




(Kitabı İmzalı Edinmek İsterseniz Bize Yazınız: savassenel@gmail.com)
-------------------

2 Aralık 2017 Cumartesi

İLETİŞİM Mİ KURALIM YOKSA MANİPÜLE Mİ EDELİM?

                                      Çocuklarımızı, onları manipüle etmeden yetiştirelim. 

Sanırım bir lise öğrencisiyken, bir arkadaşımla filme gittik. Güzel bir filmdi. Çıkışta başka bir arkadaşımız bize rastladı ve "birisi bana arkadaş olursa, birlikte sinemaya gideriz ve bilet parası benden” dedi. Az önce birlikte film seyretmiş olduğumuz arkadaşım gizlice bana göz kırptı ve bedava film seyretmek için "Savaş'la seyrettiğimiz film kötüydü, başka filme gidelim senle" dedi. Ben elbette şaşkınlık içinde kaldım, ama bir şey söyleyemedim. Bu ilk gördüğüm manipülasyon örneklerindendir... Yazının bütününe ulaşmak için lütfen bu satırları tıklayınız.
---------------------------
-------------------------------

SAVAŞ ŞENEL KİTAPLARI

AZ ACILI VE KALICI İNGİLİZCE-YABANCI DİL ÖĞRENMEK İÇİN PÜF NOKTALARI
Kitabın Tanıtım Videosu
Kitabın Tanıtım Yazısı
Kitabın Facebook sayfası
Kitabı buradan satın alabilirsiniz: Kitapyurdu.com

(Kitabı İmzalı Edinmek İsterseniz Bize Yazınız: savassenel@gmail.com)

ÇAY SAATİ İÇİN HAFİF YAZILAR


(Kitabı İmzalı Edinmek İsterseniz Bize Yazınız: savassenel@gmail.com)




(Kitabı İmzalı Edinmek İsterseniz Bize Yazınız: savassenel@gmail.com)
-------------------

26 Kasım 2017 Pazar

BELİRSİZLİK... HEM NİMET, HEM DERTTİR...





Bir zamanlar, bir yazıda, idam mangasında kullanılan tüfeklerden birisinin kurusıkı doldurulduğunu okumuştum. Askerler bu durumdan haberdar olurlar, ama kurusıkı tüfeğin kimde olduğunu bilmezlermiş. Kanunun emrini uygulayan askerler, ne de olsa bir insanı öldürmekteler ve mangadaki tüfeklerden birisinde kurusıkı olması, her asker için bir teselli olabilmekte; “belki de bu şahsın ölümünde benim payım yok!” düşüncesiyle rahatlayabilmekteler. Bu, insana nefes aldıran türde bir belirsizlik. Fakat şimdi anlatacağım ve benim yaşamış olduğum durum bambaşka:

Bir ara, kimsesi olmayan ve yaşlıca bir tanıdık, bir gemide iş bulmuş ve iki çanta ve bir valizini ofisimde alıkoymak üzere, bana emanet etmişti. Fakat sağlığıyla ilgili sebeplerle işinden ayrılıp, ülkeye döndükten sonra da eşyalarını almadı. Çünkü doğru-düzgün kalacak bir evi ve dolayısıyla eşyalarını koyacak bir yeri yoktu. Uzun süre bana haber de vermeyince, ben bu valiz ve çantaların atılması için bir kaç kez ofisin dışına çıkardım, ama her seferinde kıyamayıp içeri aldım. Çünkü giysilerin bulunduğu çantalar ve valizin, onun için büyük anlamları olabilirdi. Derken yine böyle bir gün bunları atılmak üzere dışarı çıkardım. Binanın temizlik işlerinden sorumlu görevliye “gelip almıyor, ne yapalım?” dedim. Onun verdiği cevabı ve benim tepkimi şimdilik yazmıyorum ve hikâyenin asıl önemli kısmına geçiyorum.

Bir süre sonra valiz ve çantaların sahibi beni ziyaret etti. Heyecanlı ve de telaşlıydı. Önemli bir dokümanın çantalarının birisinde veya valizinde olabileceğini düşünüyordu. Yurtdışında bir süre çalışmış olduğunu gösteren o belgeyi bulursa, emeklilik için gerekli olan çalışma süresini tamamlamış bulunduğunu kanıtlayabilecekti. Böylece o ay içinde emeliliği hak kazanmış olacak ve ona emekli maaşı bağlanacaktı.

Bu noktada aklınıza gelen şey, o çantaların ve valizin hâlâ ofisimde olup-olmadıklarıdır eminim. Onları atmış olmam hâlinde dokümanın onların içinde olup-olmadığını anlama şansımız bulunmayacaktı. Meselâ, doküman orda olmasa bile, ben bunu bilemeyecek, sürekli ve ağır bir suçluluk duygusu hissedecektim. Hayali bile kabus gibi!

Neyse ki söz konusu çantaları ve valizi atmaya karar verip, durumu o eşyaların sahibini hiç de sevmeyen temizlik görevlisine danıştığımda, normalde “at gitsin hoca” demesini bekleyeceğim bu kişi, “hoca, sahibine sormadan olmaz” demiş ve ben de onları atmaktan vazgeçmiştim!

Peki yalnız dostumuzun emekliliğini sağlayabilecek olan doküman o çanta veya valizden çıktı mı? Ne yazık ki hayır. Fakat onun eşyalarını atmış olsaydık, bunu hiç bir zaman bilemeyecektik. Bir insanın, emekliliğine mani olup-olmadığımı anlama şansım olmadan hayatımın geri kalanını vicdan azabıyla geçirecektim.

Kişisel belirsizlikler bizi boğduğu gibi sosyal belirsizlikler de bizi zaman zaman ziyaret ederler. Bir yazarın dediği gibi “zor zamanlara herkes, ama belirsiz zamanlara cesurlar katlanabilirler!” Bu dönemlerde kalabalıklar aynı tatsız şarkıyı söyleyebilirler, ortada olan şeyleri göremeyebilirler. Kalitesizliğin ve ilkesizliğin nasıl olur da bu denli revaçta olduğunu düşünüp, yorulabilirsiniz. Asıl yorucu olan da, böylesi bir sürecin ne zaman biteceği konusundaki belirsizliktir. Kalabalıkların her zaman hakikatle barışık olmadığını ve kalitesizliğin uzun soluklu olamayacağını bilirseniz, sabırla beklersiniz. Şaşkınlığınızı tereddütle karıştırmamak, endişe etmemek gerekir. Aksine bu şaşkınlığınızı diri tutmalısınız.

Çanta-valiz olayına yeniden dönersek,.. Şu anda bu satırları yazarken, yaşamış olduğum bu olayı daha derinden hissediyorum. Verilmiş sadakam varmış da o çantaları ve valizi atmamışım! 
------------------

SAVAŞ ŞENEL KİTAPLARI

AZ ACILI VE KALICI İNGİLİZCE-YABANCI DİL ÖĞRENMEK İÇİN PÜF NOKTALARI
Kitabın Tanıtım Videosu
Kitabın Tanıtım Yazısı
Kitabın Facebook sayfası
Kitabı buradan satın alabilirsiniz: Kitapyurdu.com

(Kitabı İmzalı Edinmek İsterseniz Bize Yazınız: savassenel@gmail.com)

ÇAY SAATİ İÇİN HAFİF YAZILAR


(Kitabı İmzalı Edinmek İsterseniz Bize Yazınız: savassenel@gmail.com)




(Kitabı İmzalı Edinmek İsterseniz Bize Yazınız: savassenel@gmail.com)
-------------------

17 Kasım 2017 Cuma

KİTAPLAR, HAYATLAR, DERSLER...




Bir şeyleri gerçekten deneyimlemenin farklı olduğu açık. Bununla birlikte, başkalarını gözlemlemenin yararı da büyük. Meselâ acılar yaşamış ve  bu acıyı başkalarına taşıyarak sempati arayan birisini gözlemlediğinizde bunun çözüm olmadığını anlayabilir ve acı çektiğinizde daha farklı bir tutum sergileyebilirsiniz.

Aynı dersi kitaplardan da alabileceğimizi düşünüyorum. Söz gelimi bu aralar Emile Zola’nın “Meyhane”adlı eserini okuyorum. Romandaki baş karakterin olgunluğu ve onunla didişen kimi karakterlerin insanların basitliğini dışardan seyrediyorum. Çok ders aldığımı söyleyebilirim.

Aldığım bu dersleri, gerçekten tatsız birisiyle karşılaştığımda uygulayabileceğimi garanti edemem. Fakat uygulayabilirim de. Çünkü okuduğum şey, bir hayal ürünü olsa da, gerçek yaşamda karşılığı var.

Kitaplar, gerçek veya kurgu hayat numuneleri içerirler. Harita arazinin kendisi değildir, doğru. Fakat bir haritamız olması veya edindiğimiz bilgilere göre bir harita çizmiş olmamız arazide işimizi kolaylaştırabilir. Meselâ eskiden tıp öğrencileri için hazırlanan kocaman anatomi atlasları vardı, belki şimdi de vardır, bilmiyorum. Kâğıttan yapılmış bir kitaba çizilmiş ve insan bedenini tasvir eden resimler; kan, et, sinirler vs. gibi şeylerden oluşan insan bedenini ne kadar yansıtabilir? Şimdi bunların bilgisayar programlarıyla 3 boyutlu canlandırmaları da yapılıyor. Elbette, bunlar da insan bedeninin aynısı değiller. Ama doktorlar, tıp öğrencileri bunların çok yararını görüyor. Tıp öğrencileri, bir gün gerçek bir bedenle karşılaştıklarında, konuya tamamen hâkim olmasalarda, hiç değilse bütünüyle yabancı olmuyorlar. Bir konu veya nesne veya insan tipi veya insan davranışı karşısında kontrolü tamamen ele alamasak da, o duruma tamamen yabancı olmamak da bir avantajdır. 

Elbette gerçek yaşamları gözlemlemeye devam etmeliyiz. Fakat bir yandan, okumaya da devam edin. Bir romandaki babanın olgunluğu, bir hikâyedeki annenin şefkati, diğer bir eserde yer alan, acı çekmiş, ama insanlara karşı nazik olmaya devam eden veya en azından bu konuda çaba gösteren birisinin tutumu size ders verebilir. Onlar hayal ürünü olabilirler, fakat onlardan ders alınmayacağını kim söyleyebilir.

Üstelik güzel kitapları okumaya devam ederseniz, bu türden karakterlerle sıklıkla karşılaşırsınız; belirli şeylere sık maruz kalırsanız, yabancı dilde öğretimindeki bir terimle, bunları sadece öğrenmekle kalmaz, aynı zamanda “edinirsiniz” yani, ruhunuza sinerler. Tutumunuz yapay da olmaz, ruhunuza sinmiş olduğu için gayet size ait olur.

Okumaya devam.
 ------------------

SAVAŞ ŞENEL KİTAPLARI

AZ ACILI VE KALICI İNGİLİZCE-YABANCI DİL ÖĞRENMEK İÇİN PÜF NOKTALARI
Kitabın Tanıtım Videosu
Kitabın Tanıtım Yazısı
Kitabın Facebook sayfası
Kitabı buradan satın alabilirsiniz: Kitapyurdu.com

(Kitabı İmzalı Edinmek İsterseniz Bize Yazınız: savassenel@gmail.com)

ÇAY SAATİ İÇİN HAFİF YAZILAR


(Kitabı İmzalı Edinmek İsterseniz Bize Yazınız: savassenel@gmail.com)




(Kitabı İmzalı Edinmek İsterseniz Bize Yazınız: savassenel@gmail.com)
-------------------

11 Kasım 2017 Cumartesi

OTOBÜSTE - METRODA OKUMAK KEYİFLİDİR! (KENT YAZILARI - İKİ)


                                         (Marmaray seferlerimden bir görüntü.)

Bir zamanlar otobüslerde, vapurlarda, hatta minibüslerde çok kitap okuyordum. Ciltlenmiş dergiler bile okudum. Hatta otobüste okumakla ilgili güzel bir anım da var. Taksim’e otobüsle gidiyordum. Bir ara şoförün “hadi kardeşim, in artık” dediğini duydum. Zihnim genellikle uzak ihtimalleri öne aldığı için ben şoförün otobüste sorun çıkaran birisine hitap ettiğini düşündüm. Sonra başımı kaldırdığımda Taksim’e gelmiş bulunan otobüsün bomboş kaldığını ve benden başka yolcu kalmamış bulunduğunu gördüm ve apar topar otobüsten indim!

Bir ara kitap okurken başıma ağrı girmeye başlayınca, okumaya ara verip, daha çok dinlemeye bir şeyler dinlemeye başladım. Kasetlerin yaygın olduğu zamanlardan beri dinlerim. Bunun özellikle İngilizce öğrenirken çok yararını görmüştüm. Bu sefer de Türkçe – İngilizce romanlar, konuşmaya dinlemeye başladım.

Daha sonra yeniden toplu taşıma vasıtalarında okumaya başladım. Artık başım da ağrımıyordu. Yakın zamanda ise bir kitap grubuna üye oldum; daha doğrusu sağ olsun bir takipçim beni gruba dahil etti. Programımızda bulunan kitaplarla birlikte benim gözüme kestirdiğim kitapları bitirebilmek için Marmaray ve metroda okumaya başladım ve çok keyifli oluyor. Kimi zaman durağı kaçırma tehlikesi yaşıyorum! Yüzyıllık Yalnızlık (Gabriel Garcia Marquez), Düşmüşler (Salim Ender), Kuyruklu Yıldız Altında Bir İzdivaç (Hüseyin Rahmi Gürpınar), A-Z (Hakan Günday), şimdiye kadar yollarda bitirdiğim kitaplardan bir kaçı.

Sabah ve akşam kısa sürelerde de olsa, kitap okumak, insanı başka bir dünyaya götürüyor. Bir sosyal medya paylaşımımda da söylediğim gibi “metrodasın, ama bir yandan söz gelimi Meksika’dasın!” Sanki sabah ve akşam yirmi-otuz dakika için başka bir dünyaya geçiyorsun!

Sabah – akşam ulaşım vasıtalarında okumaktan söz edince, evde veya başka bir yerde okumayın demiyorum elbet. Fakat yolda okumanın keyifli olduğunu söylemeye çalışıyorum; “eğer gün içinde okuma fırsatı bulamazsanız, hiç değilse, bu sabah-akşam seanslarını kaçırmayın!” diyorum.

Okumaya devam!                          
------------------

SAVAŞ ŞENEL KİTAPLARI

AZ ACILI VE KALICI İNGİLİZCE-YABANCI DİL ÖĞRENMEK İÇİN PÜF NOKTALARI
Kitabın Tanıtım Videosu
Kitabın Tanıtım Yazısı
Kitabın Facebook sayfası
Kitabı buradan satın alabilirsiniz: Kitapyurdu.com

(Kitabı İmzalı Edinmek İsterseniz Bize Yazınız: savassenel@gmail.com)

ÇAY SAATİ İÇİN HAFİF YAZILAR


(Kitabı İmzalı Edinmek İsterseniz Bize Yazınız: savassenel@gmail.com)




(Kitabı İmzalı Edinmek İsterseniz Bize Yazınız: savassenel@gmail.com)
-------------------

1 Temmuz 2017 Cumartesi

NELER ÇEKMİŞİZ İNGİLİZCE ÖĞRENİRKEN!



Geçenlerde bir tanıdığımla Skype üzerinden görüşüyordum. Ben Üsküdar’daydım o ise, Amerika’da bir şehirden diğerine giden bir uçaktaydı. Görüşmemizi yazarak sürdürüyorduk. Konuşmamız da mümkündü, büyük olasılıkla.

Onunla görüşmemiz bitince, çocukluğumda evimize bağlanan telefonu hatırladım. Ev sahibimizin adınaydı ve telefon bizim daireye bağlanmıştı. Kendi dairelerinde de telefon vardı, çünkü (sanıyorum) o sıralar telefon hatları satın almak bir tür yatırımdı. Yazının bütününü okumak için bu satırı tıklayınız.
 -----------------
İngilizce Kolay Facebook
İngilizce - Yabancı Dil Öğrenmede Danışmanlık Hizmetimiz
-------------------------

SAVAŞ ŞENEL KİTAPLARI

AZ ACILI VE KALICI İNGİLİZCE-YABANCI DİL ÖĞRENMEK İÇİN PÜF NOKTALARI

Kitabın Tanıtım Videosu
Kitabın Tanıtım Yazısı
Kitabın Facebook sayfası
Kitabı buradan satın alabilirsiniz: Kitapyurdu.com



(Kitabı İmzalı Edinmek İsterseniz Bize Yazınız: savassenel@gmail.com)

ÇAY SAATİ İÇİN HAFİF YAZILAR


(Kitabı İmzalı Edinmek İsterseniz Bize Yazınız: savassenel@gmail.com)





(Kitabı İmzalı Edinmek İsterseniz Bize Yazınız: savassenel@gmail.com)

-------------------