19 Haziran 2009 Cuma

Neden her yazımda mutlaka iyimserlik vardır? (Web yazarlarının göz ardı etmemesi gereken önemli bir uyarı)


Bütün yazılarımda, üzerinde yıllardır çalışılmış bir iyimserlik vardır. İyimserliği saflıkla veya aptal olmakla karıştıran kişiler için çok özel yazılarım bulunmaktadır! Kitabımı veya bloglarımı incelediyseniz, bunu görmüşsünüzdür veya bundan sonra göreceksiniz.

Peki neden iyimserlik en üzgün yazılarımda bile yer alır?
Birinci sebep, benim gerçekten iyimser olmamdır.

İkinci sebepse teknik bir konudur:

Ben bir web yazarıyım, yani yazılarımı öncelikle internette yayınlıyorum. Yani, okur veya araştırmacı arama motorlarından bir konu veya kavram aradığında, benim bütün yazılarıma değil, ilgili yazıma ulaşıyor. İnternet kullanıcısı meşgul dalgın ve aceleci olabiliyor; dolayısıyla benim diğer yazılarıma bakmaya zamanı olmayabilir. Hâl böyle olunca, beni sadece bir yazımla değerlendirme durumunu yaşayabilir. Kendisi bunu yapmayı planlamasa bile zihin veya kalp bunu sıklıkla yapar.


Ben genellikle iyimser olduğum hâlde, okurun veya araştırmacının karşısına arama motorundan çıkan yazımın, üzgün ve sitem dolu bir yazı olduğunu düşünelim: Okur bu yazıdaki havanın, benim hayata karşı takındığım genel tavrımı yansıttığını düşünebilir ve dolayısıyla onu yanıltmış olurum. Belki de benim yazımı, kendisinin hayata karşı beslediği küskünlüğe bir destek yapar ve ben de aslında hiç istemediğim hâlde, bir başkasının kötümserliğini veya üzüntüsünü arttırmış olurum.
Özellikle genç bir okurun böyle hissetmesi beni daha da rahatsız eder. Çünkü gençler, özellikle kırılgan bir neşeye sahipler ve neşeleri hemen melankoliye dönüşebiliyor. Bunda eğitim sisteminin veya ailelerinde gördükleri ve sıklıkla abartılı olan “korumacı” tavrın büyük bir rolü vardır.

Okurun elinde bir kitap olsa, hem hüzünlü hem neşeli yazılarımı görür ve genel tavrımın iyimser olduğunun farkına varabilir. Ama internette bütün yazılarımı görme imkânı olmayabilir. Kitabın sahip olduğu, ama internette bulunmayan bir güzellik de budur: Bir yazarın kitabında, onun genel tavrını daha kolay bir şekilde görebilirsiniz.

Dolayısıyla benim her yazımda iyimserliğimden bir parça vardır.

Benim her hangi yazımla başbaşa kalmış olan birisini, aynı zamanda umutsuzluk ve hüzünle baş başa bırakmayı istemem. Ben gece mışıl mışıl uyurken, yazılarımı okuyan birisinin hayallerinin yıkılmasına sebep olmak veya bu konuda ona yardımcı olma ihtimali beni rahatsız eder.

Evet yazının görünen desenleri üzüntü veya sitem olabilir, ama fonda çözümlerle dolu olduğuna inandığım bir dünya
ve iyimserlik vardır.
-----------------------

SAVAŞ ŞENEL KİTAPLARI

AZ ACILI VE KALICI İNGİLİZCE-YABANCI DİL ÖĞRENMEK İÇİN PÜF NOKTALARI
Kitabın Tanıtım Yazısı
Kitabın Facebook sayfası
Kitabı buradan satın alabilirsiniz: Kitapyurdu.com

(Kitabı İmzalı Edinmek İsterseniz Bize Yazınız: savassenel@gmail.com)

ÇAY SAATİ İÇİN HAFİF YAZILAR


(Kitabı İmzalı Edinmek İsterseniz Bize Yazınız: savassenel@gmail.com)




(Kitabı İmzalı Edinmek İsterseniz Bize Yazınız: savassenel@gmail.com)
-------------------

18 Haziran 2009 Perşembe

Bu Aralar Neler Okuyorum-Hangi Kitapları çalışıyorum?


Bir okuyucumun şu güzel sözünü hiç unutamam: “Kitap okumayı bıraktığım dönemlerde, zaman geçtikçe çözümlerimin azaldığını görüyorum.” Ben de bloglarımı açınca, büyük bir hızla yazmaya başladım.

Bir ara, benim durumumda birisinin yapması gereken düzeyde okumadığını fark ettim. Okurumun çözümlerinin azalmasına benzer bir durum yaşamadım; yani yazılacak konularım bitmedi-tükenmedi. Bununla birlikte, ben yine de yazılarımın daha nitelikli olmaları ve kendi ilgi alanlarım için, kendime bir okuma programı yaptım ve bu program ışığında kitaplar seçtim. Tabiî ki, bu programın parçaları olan kitaplar değişiyor, ama seçtiğim kitaplar ister-istemez benim öncelikle ilgilendiğim alanlarda yazılmış kitaplardır.

Yazımı yazarken, her gün gözüme “beni okur musun lütfen?” der gibi bakan kitapları, başka bir deyişle şu anda hayatımda olan kitapları da göz ucuyla şöyle bir süzdüm. Ne güzel ki, kitaplar birbirlerini kıskanmıyorlar ve aynı dönemde birden fazla kitapla ilgilenebiliyorsunuz!

Bu aralar, okuma programımda yer alan kitaplardan size bazı örnekler: Nazik arkadaşlarımdan birisinin bana hediye ettiği ve Elif Şafak’a ait “Aşk” adlı roman, zarif bir öğrencimin tavsiye edip-ödünç verdiği, Michel Foucault, Huck Gutman ve Patrick H. Hutton’ın ortak çalışmaları olan “Kendini Bilmek” adlı kitap, Alptekin Güven’in derlediği “Türk ve Dünya Fıkraları Sözlüğü” adlı fıkra kitabı, Mektubat, Üsküdar Belediyesinin çıkarmış olduğu, “Öğretmenin Günlüğü” adlı ve “Yaşanmış eğitim Öyküleri” adlı derleme-kitap, Michael H. Hart’a ait olan “En Etkin 100” adlı kitap, İngilizcemi ilerletmek için okumakta olduğum ve Stephen R. Covey’in yazmış olduğu “The 7 Habits of Highly Effective Families-Etkili Ailelerin 7 Alışkanlığı” adlı kitap ve Gülen Hareketiyle ilgili bir kitap…

Bu arada ders kitabı gibi çalıştığım kitaplar da var: Anlaşılır metin yazma ve tercüme yapma konusunda gelişmek için yararlandığım ve Aydın Arıtan’ın yazmış olduğu “Holistik İletişim” adlı kitap, okurlarımın hoşuna giden bölümleri onların gözüyle yeniden okuduğum “Hayatı Iskalama Lüksün Yok!” adlı kitabım, benim tercüme etmiş olduğum, Aydın Arıtan’ın düzeltmiş olduğu ve Wes Beavis’e ait olan “Hayatınızı Yenileyin” adlı kitap. Bu kitabı asıl tercümemle karşılaştırıp, kendi tercümemdeki eksiklikleri veya daha iyi olması gereken yerleri tespit ediyorum. Ayrıca Fransızca çalıştığım kitaplar vs gibi kaynaklar da şu anda arkadaşlık ettiğim kitaplar arasında.

Bu okuma işi hiç bitmeyecek. Ne yapayım seviyorum okumayı!

Ve çok da yararlı!

-----------------------

SAVAŞ ŞENEL KİTAPLARI

AZ ACILI VE KALICI İNGİLİZCE-YABANCI DİL ÖĞRENMEK İÇİN PÜF NOKTALARI
Kitabın Tanıtım Yazısı
Kitabın Facebook sayfası
Kitabı buradan satın alabilirsiniz: Kitapyurdu.com

(Kitabı İmzalı Edinmek İsterseniz Bize Yazınız: savassenel@gmail.com)

ÇAY SAATİ İÇİN HAFİF YAZILAR


(Kitabı İmzalı Edinmek İsterseniz Bize Yazınız: savassenel@gmail.com)




(Kitabı İmzalı Edinmek İsterseniz Bize Yazınız: savassenel@gmail.com)
-------------------

17 Haziran 2009 Çarşamba

Müzikle dolu güzel bir akşam



Eğitimci ve yazar olmak zor iştir. “Bu ikisinden başka herhangi zor bir meslek ya da uğraşı yoktur” demiyorum elbet! Bununla birlikte özellikle yazarlık, hakikaten ilginç bir iştir. Yazma arzusu, sizi her yerde bekler. “Kafanızı dağıtmak” için pikniğe de gitseniz, karşınıza yazılacak bir şey çıkar! Millet, top oynayıp-eğlenirken, zihniniz veya kalbiniz yeni konular bulup, size: “Aha işte sana bir konu, akşama yaz bakim!” derler! Bu yazı da yine, “kafa dağıtmak” için gitmiş olduğum yerlerden birisinden ilhamla yazıldı!

Bir akşam, bir arkadaşımın daveti üzerine, Büyük Çamlıca’da yer alan “Yörük Çadırı” adlı mekâna gittik. Önce okurum ve sonra arkadaşım olmuş bulunan bu nazik insan, güzel bir yeri ve bir sanatçıyı keşfetmeme vesile oldu. Ayrıca kendimi neşeli ve içten bir arkadaş grubu içinde buldum! Bu da akşamın güzelliğini artıran diğer bir etkendi! İngilizce öğretmeni olduğum için, bana her zaman sorulan ve özetle “İngilizce beni çok üzüyor, çook!” tarzındaki bazı sorulara cevap olarak blog adreslerimi verdim ve kendimi akşamın keyfine bıraktım!

Canlı müzik dinlemeyeli epey bir zaman olmuştu. O hevesle gittiğim bu güzel mekânda alkollü içecek servisi yapılmıyordu. Dolayısıyla, alkolün atmosfere ekleyebildiği ve bazen “abartılı” olabilen neşe ve hüzünden uzakta, bence gerçek hüznü ve neşeyi duyumsadım diyebilirim.

Kendisini dinlemeye gittiğimiz değerli sanatçıysa, Cemalettin Kurtoğlu’ydu (Fotoğrafı yukarda.) Ustalıkla kullandığı sesine, yine ustalıkla çaldığı udu eşlik ediyordu. Genel olarak, dinleyicilerine karşı nazik ve ilgili olmasıyla birlikte, grubumuzu organize eden arkadaşımızla tanışıyor olduklarından, bize ayrıca ilgi gösterip-ilgilendiler.

Onun sesinden dinlediğimiz türkü ve şarkıların bir kısmı, daha önce başka sanatçılar tarafından da yorumlanmıştı. Bana göre, daha önce başkalarının da başarıyla yorumlamış veya yorumlamakta oldukları eserleri “okumak” zor iştir. Çünkü dinleyici, bilerek veya bilmeden sanatçının yorumlama tarzını, diğer yorumcularla kıyaslayabilir. Bununla birlikte, Cemalettin Kurtoğlu’nu dinleyenlerin zihinlerinde böyle bir kıyaslamanın yer bulduğunu da düşünmüyorum. Çünkü sanatçı, gayet “kendisi” ve gayet “özgündü.” Cemalettin Kurtoğlu’nu dinlerken, Eric Clapton’un “derdi olmayan sanatçı, Blues söyleyemez” sözü aklıma geldi. Çünkü Cemalettin Kurtoğlu’nun sesinde, neşe de hüzün de, tadını ve yerini buluyordu.

Bu arada, sanatçıya eşlik eden piyanist Fatih Enis Karadağ'ın da hakkını vermek gerekiyor. O da, sanatçıya ustalıkla eşlik etti. Gecenin yıldızı o olmasa da, yıldızın parlamasında büyük katkısı vardı!

Sanatçıları övmek cür’et ve o konuyla ilgili yetkinlik ister. Ama ben de çocukluğundan beri müzik dinleyen ve iyi de müzik dinleyen birisiyim! E bu kadarcık bir hakkım olsun diyorum! Sonuçta, ben de yazarım; okurlarımla varım ve onların yazılarım hakkında yorum yapma hakları var. Sanatçılar da, dinleyicileriyle ve onların yorumlarıyla var oluyorlar.

Cemalettin Bey, bana ve diğer arkadaşlarımıza albümünü imzalama inceliğini gösterdi ve ben de ona bir kitabımı imzaladım! Ne yapayım? Ben de albüm yok, kitap var! O söylüyorsa, ben de yazıyorum!

Güzel bir akşamı yaşadıktan sonra da evime geldim; Uyumaya çalıştım, ama yaşamış olduğum akşamın esintileri beni rahat bırakmadı. Dayanamayıp-kalktım, sabaha doğru, serin ve sakin balkonumda bu yazıyı yazdım!

Ne iyi ettim, ne güzel ettim!

-----------------------

SAVAŞ ŞENEL KİTAPLARI

AZ ACILI VE KALICI İNGİLİZCE-YABANCI DİL ÖĞRENMEK İÇİN PÜF NOKTALARI
Kitabın Tanıtım Yazısı
Kitabın Facebook sayfası
Kitabı buradan satın alabilirsiniz: Kitapyurdu.com

(Kitabı İmzalı Edinmek İsterseniz Bize Yazınız: savassenel@gmail.com)

ÇAY SAATİ İÇİN HAFİF YAZILAR


(Kitabı İmzalı Edinmek İsterseniz Bize Yazınız: savassenel@gmail.com)




(Kitabı İmzalı Edinmek İsterseniz Bize Yazınız: savassenel@gmail.com)
-------------------

11 Haziran 2009 Perşembe

Yeni evimizde balkon sefasına devam!


Yeni bir eve taşındık! Ne iyi ettik, ne güzel ettik!

Bu yeni evdeki yeni akşamımızda bebelerle yaşadığımız güzel bir yemek ve sohbet faslından sonra, herkes yatmaya hazırlanırken, ben heyecan içinde yazılarımla buluşma yerini hazırlıyorum! Tabi önce boynumu büküp bebelerimin annesinden izin almaya çalışıyorum! Neyse ki, o zaten en küçük “kuzusu” olan kızıyla uyumaya hazır! Bana: “Sen delisin! Ne kadar seviyorsun bu saatte balkonda yazmayı!” diyor! Ben de: “Yazmak, benim için, senin kızını kucaklarken aldığın keyfe benzer gibi bir şey!” diyorum ve bunun üzerine o da, yüzünde bir ışıltıyla gülümseyip-gidiyor.

Sonra bütün gün içimde hapsetmiş olduğum “afacan” bir arzunun enerji veren etkisiyle balkonu hazırlıyorum. Bu akşam, doğacak olan yeni yazımla buluşma yerim, evin ön balkonu! Önce arka balkonu düşünüyorum bu randevu için. Aslında burası, daha geniş, daha ferah bir yer ve ağaçlarla dolu olan kocaman bir bahçeye bakıyor. Bu bahçe sit alanı; yani burada herhangi bir bina kendi kendisine yıkılmadan, onu onarmak veya yıkıp yerine yeni bir şey inşa etmek, yasal olarak mümkün değil. Bize biraz ilerden; ağaçların arkasından bakan kocaman ve ahşap bir köşk var. Bahçe ve köşkün görüntüsü, Ömer Seyfettin’in hikâyelerinde tasvir edilen eski köşk manzaralarına benziyor. Ama arka balkonda bir kaç eşyadan oluşan bir kalabalık olduğu için ön balkona geçiyorum. Ben, öyle kolay yer beğenemem!

Kahvemi alıp, masaya oturuyorum. Ben “çabuk-instant” kahvenin kendisini pek sevmem aslında; Ama yurt dışındaki gezilerimde kalabalığa uyup sıklıkla kahve içmiş olduğum için, kahve içerken o günleri hatırlarım ve bu da hoşuma gider. Ardından, uzaklardan gelmiş ve beni yazılarımdan uzaklaştırmadan bana arkadaşlık edebilecek bir melodiyi açıyorum. Derken hakikaten “Üsküdar” diyebileceğimiz bir semtte, sakin bir sokakta, üçüncü katta, balkonda, başımı hafifçe sola çevirdiğim zaman, parlamakta olan ayı görebildiğim bir şekilde bu yazıyı yazmaya başlıyorum.

10 ülke ve 20 kent (Ki bu rakamlar büyük rakamlar değil) gördükten ve çeşitli otellerde bulunup, güzel mekânları ziyaret ettikten sonra şunu anladım: Oralarda bulunmak da çok güzeldi. Ama küçük bir balkondan, bir bardak çaydan-bir fincan kahveden ve serin havadan keyif almayı bilmiyor olsaydım, onlardan da keyif alamayacaktım!

Yazmak, beni dinlendiriyor. Bu yazıyı yazdıktan sonra bebeleri şöyle bir kontrol edip, film seyredeceğim. Belki çay yaparım ve mutfaktan bir şeyler aşırırım! Yaptığım işlere ne kadar dalmış olsam da, parlayan ayın hemen altındaki küçük caminin müezzini, nasılsa sabahın gelmekte olduğunu bana güneş doğmadan önce haber verir. Ben de usul usul kalkarım ve yapmam gerekenleri yaptıktan sonra biraz uyurum!

Sonra yine sevdiğim ve yaşamak için "kendimce" bir bedel ödemiş olduğum hayatım; yani sevdiğim kişilerin ve şeylerin: ailemin, öğrencilerimin, dostlarımın, okurlarımın, derslerimin, yazılarımın, seminerlerimin yer aldığı hayatım başlar!

Şükür O’na…


-----------------------

SAVAŞ ŞENEL KİTAPLARI

AZ ACILI VE KALICI İNGİLİZCE-YABANCI DİL ÖĞRENMEK İÇİN PÜF NOKTALARI
Kitabın Tanıtım Yazısı
Kitabın Facebook sayfası
Kitabı buradan satın alabilirsiniz: Kitapyurdu.com

(Kitabı İmzalı Edinmek İsterseniz Bize Yazınız: savassenel@gmail.com)

ÇAY SAATİ İÇİN HAFİF YAZILAR


(Kitabı İmzalı Edinmek İsterseniz Bize Yazınız: savassenel@gmail.com)




(Kitabı İmzalı Edinmek İsterseniz Bize Yazınız: savassenel@gmail.com)
-------------------

8 Haziran 2009 Pazartesi

Duygularım benimdir, ama "efendim" olmamalılar!


Okurlarımla, öğrencilerimle, gençlerle ve bazen kendimle konuşurken, şunu anlıyorum: Duygularımızın varlığını kabul etmekle, onların doğruluklarını onaylayıp onlara göre davranmak başka şeylerdir. “Bunu bilmeyecek ne var?” deyip, bana bilgiçlik yapabilirsiniz! Herkesin bana kibarca bilgiçlik yapmaya hakkı var elbette! Ama ben de o zaman şunu söylerim:
“Bir şeyi bilmekle, onu içselleştirip hayata dökmek birbirlerinden farklı şeylerdir. Duygularımızın birer deneyim oldukları, ama efendilerimiz olmadıkları gerçeğini unuttuğumuz veya görmezden geldiğimiz durumlar sizce nadir mi?”

Nadir değildir. Hatta bu farkı bilmeyen de çok. Türkiye’de kitabî ve şifahî kültürün zayıf olması, bu tür ilkelerin az bilinir olmasına sebep oluyor. İnsanlar, Google’dan dünyayla ilgili bir sürü şeyi öğreniyorlar, ama kendileri hakkında çok az şey biliyorlar.

“Sebepleri iltibas etmek-birbirine karıştırmamak” yani bir şeyin asıl sebebini bulup, ona göre davranmak, konuyla ilgisi olan, ama "esas" olmayan bir şeyi devre dışı bırakmak çok önemli. Mesela, sevdiklerimle ciddi bir tonda konuştuğum olur. Evet, belki bir şeye kızmışımdır. Ama aklı başında hiç kimse, bir başka insana sadece öfkelendiği için çıkışmaz. Bazen bu da olur, ama bu tavır bir alışkanlık hâlini alamaz; almamalıdır. Yani "öfke" konuda asıl aktör değildir.

Bir şeye kızdıysam veya üzüldüysem, ki bu genellikle ciddî bir konudur, bilerek ve organize olarak, konuşmam gereken kişiyi davet eder ve sesimi yükseltirim. Sevdiklerimi, bilerek ve gayet özenle “incittiğim” olur. Ama bunun sebebi öfkem olamaz ve aslında asıl amacım incitmek değildir. Belki duruşumun veya tavrımın yan etkisi böyle olabilir. Fakat hiç kimseyle sadece öfkelendiğim için tartışmak istemem ve bundan da kaçınırım. Benim hikâyem gariptir. “İncitmeyi” sonradan öğrendim. İnsanların buna da ihtiyaç duyduklarını, sevginin her zaman demokrasiyle idare edilemediğini zamanla anladım.

Dolayısıyla sözgelimi birisine kızmış bulunmanız, mutlaka onunla yüzleşmenizi veya kavga etmenizi, birisine aşık olmanız, mutlaka ona bunu söylemenizi veya onunla bir araya gelmenizi, birisinden nefret etmeniz, mutlaka ona düşman olmanızı veya ondan uzak kalmanızı gerektirmez. Oturup-düşünürsünüz ve ne yapmanız gerektiğine, sadece kalbinizle veya sadece beyninizle değil, siz, beyniniz, kalbiniz ve mümkünse bir dostunuzla birlikte karar verirsiniz. Bu dörtlü, “akıl” dediğimiz şeyi ortaya çıkarır.

Bu dörtlüyle toplantı yapmak çok önemlidir. Çünkü çatışırlar, anlaşırlar ve güçler dengesini sağlarlar. Bırakın çatışsınlar, bu güzeldir! Mesela kalbiniz acı içindedir, kararları aceleci olabilir. Beyniniz, duygularınızı ihmal edebilir; konuya gereğinden çok “dijital-duygusuz” bakabilir. Siz, bu ikisinin sesini duyamayabilirsiniz ve bir dostunuz sizi dışardan görebilir.

İlk başta bu dörtlüyü bir araya getirmek zor olabilir. Ama zamanla daha rahat ve daha kısa zamanda karar verirsiniz. Bu tür şeyler, zenaattir; yani tekrarlarla sizde bir beceri hâlini alırlar.
Duygularımın varlıkla
rını inkâr etmem. Bununla birlikte sakıncalı görüp, silmek için uğraştığım duygularım da var. Ama efendilerim olamazlar.

Tek efendim, benimsediğim değerlerdir. İnsan, değerlerime hiç mi ihanet etmez? Elbette. Ama ihanet haz verirse de, sonuçta mutsuzluk getirir. Ondan ihanet diyoruz! Değil mi yani?

-----------------------

SAVAŞ ŞENEL KİTAPLARI

AZ ACILI VE KALICI İNGİLİZCE-YABANCI DİL ÖĞRENMEK İÇİN PÜF NOKTALARI
Kitabın Tanıtım Yazısı
Kitabın Facebook sayfası
Kitabı buradan satın alabilirsiniz: Kitapyurdu.com

(Kitabı İmzalı Edinmek İsterseniz Bize Yazınız: savassenel@gmail.com)

ÇAY SAATİ İÇİN HAFİF YAZILAR


(Kitabı İmzalı Edinmek İsterseniz Bize Yazınız: savassenel@gmail.com)




(Kitabı İmzalı Edinmek İsterseniz Bize Yazınız: savassenel@gmail.com)
-------------------

6 Haziran 2009 Cumartesi

İstanbul dinlemeden çekilmez! Bu aralar dolaşırken neler dinliyorum?


Bir bankanın “İstanbul Arabasız Çekilmez!” diyen “gerzek” reklâmını bir belediye otobüsünün arkasında görünce, gülümseyip şöyle düşünmüştüm: “İstanbul asıl, MP3 çalar ve benzeri cihazlar olmadan çekilmez!” Çünkü, “bugün al, ömür boyu öde!” kampanyalarıyla araba alanlar yüzünden, 15 dakikalık yolu 30-45 dakika gittiğimiz İstanbul’da, bir şeyler dinlemeden zaman geçmez! Bunları düşünürken de bir şeyler dinliyordum.
Ben kendimi bildim-bileli, okuma fırsatı bulamadığım zamanlarda bir şeyler dinlerim!

Hareket hâlindeyken dinleme serüvenim, lise bir öğrencisiyken, “walkman” denen icatla tanışmamla başladı. O gece hemen bakkala koşup pil alıp önce Bülent Ersoy’un bir albümünü “stereo” dinlemiştim. Ertesi gün de, walkmanime “Dire Straits”in “Love Over Gold” adlı albümü koyup gezmeye çıkmıştım. Sınırsız seyahat imkânı veren bir “Mavi Kartım” vardı ve ilk gördüğüm belediye otobüsüne atlayıp -müzik dinleyerek- İstanbul’u dolaşmaya başladım. Sokaklarda ve sadece kendiniz duyabileceğiniz bir şekilde müzik dinleyebilmek, o sıralar herkes için farklı, ama benim için İnanılmaz bir şeydi!

Daha sonraları sadece müzik değil, Türkçe veya başka dilde verilmiş seminerler, konuşmalar, İngilizce, Fransızca veya Çince sesli dokumanlar dinledim! Bu alışkanlığım sayesinde, toplu taşıma araçlarında yüzlerce seminer ve konuşma dinlemişimdir. Böyle bir gün bir şeyler dinlediğim sırada, birisi beni hafifçe dürtüp şunu söylemişti: “Ağabey ne kadar huzurlu bir hâliniz var! Ben İstanbul’a yeni geldim ve daha şimdiden bu koşuşturma beni bitirdi! Siz nasıl böyle olabiliyorsunuz?”


Bugün de, okuyamadığım zamanlarda, bir şeyler dinlerim. MP çalarımda, her zaman bir şeyler olur! Peki, bu aralar MP3 çalarımda neler var?


Teoman’dan “Aşk Kırıntıları” ve “Renkli Rüyalar Oteli”, Slumdog adlı filmden “Sera Sera”, “Latika's Theme” ve “Vande Mataram” adlı şarkılar-çalışmalar, Metallica’dan “Fade to Black”, Kenan Doğulu’dan “Aklım Karıştı”, Ayla Dikmen’den “Anlamazdın”, Bob Dylan’dan “One More Cup of Coffee”, Gökhan Türkmen’den “Büyük İnsan) (2008 orijinal versiyonu), Katie Melua’dan “If You Were A Sailboat” ve Kıraç’tan hüzünlü bir türkü var.


Ayrıca Pierre Loti’nin “Pêcheur d’Islande By” adlı Fransızca olarak seslendirilmiş hikâyesi, Ghandi’nin sözlerinden derlenmiş ve İngilizce olarak seslendirilmiş bir kitap da MP3 çalarımda yer alır.


Paulo Coelho’nun “Zahir” adlı ve İngilizce olarak seslendirilmiş olan romanı da
zaman zaman dinlediklerim arasında.

İlkem bellidir: “Okuyamazsam, dinlerim!”

İstanbul beni affetsin, ama bu şehirde bir şeyler dinlemeden yaşanmaz!

-----------------------

SAVAŞ ŞENEL KİTAPLARI

AZ ACILI VE KALICI İNGİLİZCE-YABANCI DİL ÖĞRENMEK İÇİN PÜF NOKTALARI
Kitabın Tanıtım Yazısı
Kitabın Facebook sayfası
Kitabı buradan satın alabilirsiniz: Kitapyurdu.com

(Kitabı İmzalı Edinmek İsterseniz Bize Yazınız: savassenel@gmail.com)

ÇAY SAATİ İÇİN HAFİF YAZILAR


(Kitabı İmzalı Edinmek İsterseniz Bize Yazınız: savassenel@gmail.com)




(Kitabı İmzalı Edinmek İsterseniz Bize Yazınız: savassenel@gmail.com)
-------------------

Bazı Şarkılar ve bazı melodiler, Beni “Öldürüyorlar!”


Üstat Neyzen Tevfik’in, büyük bir müzisyen olduğu ve aslında saraylarda ağırlanmasına sebep olabilecek bir yeteneğe sahip bulunduğu söylenir. Ama merhum, dış görünüşü ve hayat tarzı itibarıyla mecnun ve sefil bir kişi olduğu hissini vermekteymiş. Bir gün, kendisine neden böyle bir hâlde olduğu sorulunca şöyle demiş: “Ben çok küçükken, merhum babam, beni Boğaz’da bir Ney meşkine götürmüştü. Boğaz manzarasını seyrederken, bir yandan da neyzenlerin üflediği neylerden yükselen nağmeleri dinledim. O geceden sonra, bir daha kendime gelemedim ve hep bu hâlde kaldım!” Müziğin böylesine derin bir etkisi olabiliyor!

Ben bir ortaokul öğrencisiyken, Barbara Straisand’ın “Woman in Love” adlı şarkısını dinlerken çok duygulandığımı hatırlarım.
Lise bir öğrencisiyken Orhan Gencebay’ın “Hatasız Kul Olmaz” adlı şarkısı beni çok etkilerdi!

Üniversiteyken, nedense üzgün olduğum bir anda, Aşkın Nur Yengi’nin bir şarkısını dinlerken, “kahrımdan öleceğim” hissine kapılmış ve kaset-çaları kapatmıştım! Yine o dönemlerde, bir gün vapura binerken Kayahan’ın “Yemin Ettim” şarkısını walkman’de dinliyordum. Birden ağlamaya başlamışım! Bir delikanlının (yani benim) uluorta ağlayışı karşısında “afallamış” bir çocuğun bana şaşkın gözlerle baktığını hatırlıyorum!

Yine Neşet Ertaş’ın seslendirdiği “Gönül Hep Seni Arıyor” ve “Zahidem” adlı türküleri de kendimi hazırlamadan veya yanımda birisi olmadan dinleyemem! Behiye Aksoy’un “Aşk Bilmecesi” adlı şarkısı da beni “öldürür!”
Pavarotti’nin seslendirdiği “Caruso” adlı şarkı, bana çok hüzünlü gelir. Thomas Albinoni’nin Adagio’su da içimde “katliam yapar” desem yeridir! Salif Keita’nın şarkıları da lirik bir hüzün taşır! Salif Keita’yı dinleyebiliyorum, ama bir yandan da bir fırtınanın dünyamı karıştırdığını da hissederim!

İlk olarak Bergen’in ve daha sonra Funda Arar’ın yorumladığı “Benim için üzülme” adlı şarkı da tam bir hüzün sağanağıdır.
Geçenlerde Nilüfer’in eski albümlerinden birisi olan “Ne Masal, Ne Rüya” adlı bir kaset elime geçti. Bu albümde yer alan iki şarkıyı bir akşam dinledim ve sonraki akşamlarda dinleyemedim! “Sen bunları dinlememelisin” diyerek bir başkasına öğüt verir gibi kendime öğüt verdiğimi hatırlıyorum!

Kısacası bazı şarkılar, dinleyicisini ciddî olarak ve inanılmaz bir şekilde hırpalıyorlar!
Anadolu’da “yüreği yufalmış (yufkalaşmış)” olmak tabiri vardır. Bu tabir, hasretler, göçler ve benzeri sıkıntılar yaşamış oldukları için, artık huzurlu bir hayat sürüyor olsalar da, her vesile ile ve kolayca duygulanabilen kişileri anlatan bir ifadedir. Eğer siz de böyle birisiyseniz veya şairseniz, yani yüreği doğuştan “yufalmış” birisiyseniz, işiniz zor demektir! Sizi yaralamayacak ve hatta yerine göre incitmeyecek bir şarkıya rastlamak zordur!

Şunu yaptığım da oluyor: Beni çok etkileyen ve olur-olmaz yerlerde bir şekilde karşılaştığım şarkılara karşı bağışıklık kazanmak için, onları bir süre için tekrar tekrar dinlerim ve etkisiz hâle getiririm!

Yine de ne olursa olsun, başa çıkamadığım her defasında beni etkileyip-duygulandıran ve bazen inciten şarkılar var. Nilüfer’in “Es Deli Rüzgâr” adlı şarkısı bu türden bir şarkıdır! Bu şarkıyı dinlerken, şunları düşündüm: Bu şarkının sözlerini yazan ve bestesini yapan kişi, bu denli derin ve incitici bir hüznü, önce şarkıya ve sonra da dinleyenlere yükleme sorumluluğunu nasıl olup da üstüne alabiliyor!


Eminim ki sizi de “öldüren” şarkılar vardır! “Aman dikkat!” diyorum, çünkü melankoli duygusu, insanın kendi dudaklarını ısırıp-kanatmaya alışması gibidir ve garip bir hazzı vardır. Bu garip duygu, bir esere dönüşüp sizden uzaklaşmadığı sürece de, sizi içerden ve sinsice yıpratır.

-----------------------

SAVAŞ ŞENEL KİTAPLARI

AZ ACILI VE KALICI İNGİLİZCE-YABANCI DİL ÖĞRENMEK İÇİN PÜF NOKTALARI
Kitabın Tanıtım Yazısı
Kitabın Facebook sayfası
Kitabı buradan satın alabilirsiniz: Kitapyurdu.com

(Kitabı İmzalı Edinmek İsterseniz Bize Yazınız: savassenel@gmail.com)

ÇAY SAATİ İÇİN HAFİF YAZILAR


(Kitabı İmzalı Edinmek İsterseniz Bize Yazınız: savassenel@gmail.com)




(Kitabı İmzalı Edinmek İsterseniz Bize Yazınız: savassenel@gmail.com)
-------------------